“ Osmanlılık; seferleri artık sona ermiş bir çürük tekne olabilir. Fakat biz sadece Osmanlı değiliz ki? Biz Osmanlı olmadan. önce Türk'tük. Bugün de Türk'üz. Kaybolmakta olan sadece Osmanlı. vatanıdır. Halbuki Türk'ün vatanı işte dünyayı kaplıyor. Çünkü, Türk'ün yaşadığı her yer, hangi bayrak altında olursa olsun Türk'ün vatanıdır. Bu vatanın sınırları Tuna'dan, Meriç'ten, Altaylara, Çin Seddi'ne hatta Sarı Deniz'e kadar uzanıyor. Arap çöllerinden ve Himalayalar'dan Kuzey Buz Denizi'ne kadar uzanıyor. Buraları kimin elinde olursa olsun Türk'ün vatanıdır. Hem şimdi aslımızı, daha gerilere ulaştırmakla yeni kahramanlar kazanıyoruz: Oğuz Han, Bilge Kağan, Cengiz Han, Timurlenk, Babür Han ve daha niceleri...”
Onların bu dünyadan göçüp gitmesi, gezintiye çıkmış olan diğer sinekler üzerinde hiç mi hiç etkili olmuyordu; onlarla aynı kaderi paylaşana dek hiç istiflerini bozmadan, havalı havalı bakıyorlardı ölü sineklere...
Gelmiş geçmiş en iyi günlerdi, gelmiş geçmiş en kötü günlerdi; hem bilgelik çağıydı hem ahmaklık; hem inancın devriydi hem şüpheciliğin; hem Aydınlık hem Karanlık bir mevsimdi; umudun baharı, umutsuzluğun kışıydı; hem her şeyimiz vardı hem hiçbir şeyimiz yoktu; hepimiz doğruca ya Cennete gidecektik ya da tam aksi istikamete...
“Zengin olmaktansa zengin insanları yönetmeyi tercih ederim. Çünkü herkes keder içinde inlerken kendisi zengin ve keyifli olan biri kral değil zindan bekçisidir.”