“Mesela babamın Alamogordo’da ilk kez bombayı test ettikleri günkü hikâyesini bilir misiniz? Bomba patladıktan sonra, yani Amerika’nın tek bir bombayla koca bir şehri haritadan silebileceği kesinleşince, bir bilim adamı Baba’ya dönmüş ve ‘İşte şimdi bilim günahla tanıştı,’ demiş. Ve Baba’nın ne cevap verdiğini bilir misiniz? ‘Günah ne demek?’ demiş.”
Nick başını kaldırıp bakıyor ve ıslık çalmaya başlıyor. Sonra da, "Yürüyüş güzel miydi?" diyor.
Başımı sallıyorum, ancak sesle cevap vermiyorum. Benimle konuşmamalı.Elbette, birkaçı deneyecektir, derdi Lydia Teyze. Bütün bedenler zayıftır. Bütün bedenler ottur, diye onu kafamda düzelttim. Ellerinde değildir, derdi, Tanrı onları bu biçimde yarattı, ancak O, sizi bu biçimde yaratmadı. O, sizi farklı yarattı. Sınırları koymak size kalmıştır. Sonra size şükran duyulacaktır.
“Yapaylaştıkça beğeniyorlar kendilerini. Sözlerine bakarsan, en az benzedikleri kişi kendileri. Herkes bir kalıp seçip ona öykünüyor; hatta öykündüğü kalıbı bile kendisi seçmiyor; tümüyle seçilmiş bir kalıp benimsiyor. Bununla birlikte, insanoğlunda okunacak başka şeyler var, buna inanıyorum. Cesaret edemiyorlar. Sayfayı çevirmeye cesaret edemiyorlar. Öykünme yasaları; ben bunlara korku yasaları diyorum. Yalnız kalmaktan korkuyorlar, ama bu kez de hiçbir şey kalmıyor kendilerinden. Bu ruhsal açıklık korkusu bana iğrenç geliyor; korkaklıkların en kötüsü bu. Oysa insan her zaman yalnız yaratır. Ama burada yaratmaya çalışan kim? İnsanın kendi içinde ayrı, farklı bulduğu şey, ender bulunan şeyin herkese kendi değerini sağlayan şeyin tâ kendisi; işte bunu yok etmeye çalışıyorlar. Şuna buna özeniyorlar. Bir de yaşamayı sevdiklerini söylüyorlar.”
“Hem ben kendim "yaşamak"tan ne anlıyordum? - Bana öğretilmesini istediğim de buydu işte. -Şu ya da bu, kişiler yaşamın çeşitli olaylarından söz ediyorlardı, bu olaylara neden olan şeyden söz ettikleri yoktu hiç.”