Kalkıp gidemediğim yerleri çiziyorum.
Bir yol mu kapanıyor? Ben yeniden açıyorum.
Ayağım gitmese de fırçam gidiyor,
Göremediğim ufukları sayfalara sığıdırıyorum. Bir gün orada olmak dileğiyle...
Şöyle bir not düşmüştüm isminin yanına:
Hayata tutunmak zorunda kaldığın yerlerden öpüyorum. Keşke güneşi tutup yüzündeki bütün hüzün gölgelerine savaş açabilsem...
Alışkanlık döngüleri olmasaydı, beynimiz günlük hayatın ufak ayrıntılarından bunalıp kendini devre dışı bırakırdı. Nitekim, yaralanma veya hastalık nedeniyle bazal gangliyaları zarar görmüş kişiler çoğunlukla zihinsel felce uğrarlar. Bir kapıyı açmak ya da ne yiyeceğine karar vermek gibi basit aktivitelerde bile zorlanırlar. Önemsiz detayları görmezden gelme yeteneğini kaybederler. (...) Bazal gangliyamız olmasaydı, her gün işimizi kolaylaştıran yüzlerce alışkanlığa erişimimizi kaybederdik
Sorun, beynimizin iyi alışkanlığı kötü alışkanlıktan ayırt edememesidir.
Dolayısıyla eğer kötü bir alışkanlığınız varsa, her zaman orada bir yerde pusuya yatmış,
doğru işaret ve ödülleri bekliyor olacaktır.