İçlerinden bazıları, en aydın ve korkunç olanları yüzlerinde üniversite sıralarındaki düelloların yaralarını sergiliyorlardı. Sırt çantalarında kitaplar taşıyan askerlerdi, bir grup köylüyü kurşuna dizdikten ya da bir köyü yagmaladiktan sonra yangınların parıltısında oturup şairlerin filozofların yazdıklarını oluyorlardı. Bilgiyle kurbağa misali şişmişlerdi, kılı kırk yaran her derde deva bilgileriyle gururlaniyorlardı, eski çağ din bilimcilerinin ağır dolambaçlı diyalektiğinden nasiplenmişlerdi. Yanıltmacaların evlatları yalanın torunlarıydılar, zeka cambazliklarinin onları alistirdigi zihinsel perendelerle en büyük saçmalıkları kanıtlayabileceklerine inanırlardı. Pek bayıldıkları o tez sentez antitez yöntemini kullanarak kanıtladıkları şunlardı: Almanya'nın dünyanın efendisi olması gerekiyordu; Belçika kendini savunduğu için yerle bir edilmeyi hak etmişti; mutluluk tüm insanların prusya usulü alaylarda toplanarak hiçbir çaba ziyan edilmeksizin yaşaması demekti; varoluşun en yüce ülküsü ahırını temiz, yemliğini dolu bulmaktı; özgürlükle adalet Fransız devrimci romantizminin ham hayallerinden başka bir şey değildi; her oldu bitti zafere ulaştığı anda kutsal sayılırdı ve hukuk denen şey yalnızca kaba kuvvetin sonucuydu. Bu eli tüfekli aydınlar kendilerini dünyaya aydınlık saçacak bir haçlı seferinin yiğit şövalyeleri sayıyorlardı. Tarihte bir değeri olan her şey Almandı. Eski Yunanlılar, Cermen kökenliydiler; italyan rönesansı'nın büyük sanatçıları da Almandılar. Akdeniz insanları, kökenlerinden gelen bir fesatla, tarihi çarpıtmışlardı.
Eğitimin hızla elde ettiği başarılara, insan sevgisinin bu denli gelişip yayılmasına şaşmadan edemiyorum. Genç adam! Bir gün bu yazdıklarım eline geçerse, en yararlı, en köklü değişikliklerin, ancak ahlakların düzelmesi yoluyla, hiçbir zorlayıcı sarsıntı olmadan gerçekleşenler olduğunu unutma...