Nihayet Meyranın incelemesiyle geldim. Sinan Akyüz'ün İncir kuşları kitabını da çok etkilenerek ve beğenerek okumuştum. Ki Bosna'nın yeri bende çok ayrı ve özeldir. Nitekim bu kitabı da öyle oldu.
Sırpların ve hırvatların müslüman boşnaklara yaşattıkları cehennem yıllarını anlatıyor kitap.
Serebrenitsa'da tam 8372 insan çeşitli işkencelerle katlediliyor ve birleşmiş milletler dahil tüm dünya tüm olanlara sağır ve dilsiz kesiliyor.
okurken tüm bu olanların bir kurgudan ibaret olmasını isityorsunuz ama malesef yaşananların hepsi o kadar gerçek ki...
Meyra da bu boşnaklardan biri. Onun, ailesinin ve sevdiği adamın başına gelenler gerçekten dayanılır gibi değil. Kadınlara edilen tecavüzler, erkeklere yapılan işkenceler, çocuk yaşlı demeden kurşuna dizilen onca insan...
okurken hepsini yaşadım sanki.
20. yüzyılda böyle bir soykırıma herkes nasıl göz yummuş, bu insanlara neden jimse el uzatmamış anlamak çok zor. Bir müslüman olarak bu konu beni çokça sorgulattı.
Yazar, kitabı bir Bosna gezisinde köyün camii hocasından dinlediği hikayeleri toparlayarak yazmış.
Bu hikayelerin en etkileyici olanı da Meyranki. Meyranın kız kardeşi götürüldükleri esir kampında durmadan uğradığı tecavüzlere dayanamayıp ablası Meyranın gözleri önünde intihar ediyor. Ölmeden önce ablasından istediği şey de burda olanları, yaşadıları her şeyi tüm dünyaya anlatmasını istiyor. Yazar Meyranın kız kardeşi Dibanın bu isteğinin gerçekleşmesinde vesile olmuş.
BU RAKAMLARA İYİ BAKIN ŞİMDİ;
11 temmuz 1995 de binlerce kişi kaçarak Nezuka yürümeye başladı, erzak ve silahları yoktu.
12 temmuz da 2. defa Kravitsa da saldırıya uğradılar.
13 temmuzda Jadar nehrini geçerken bir kez daha saldırıya uğradılar. Birçok insan hayatını kaybetti.
14 temmuzda grup Marçiçi-Snagovo da pusuya düştü.
14-15 temmuzda geriye kalan