Yaşarken ölmeyi,ölerek yaşamayı sadece uykusuzlar bilir.Gözlerinin altında biriken her küçük torba gördükleri hayallerle doludur.O her torbada ayrı bir hayal saklıdır uyanıkken görülen.Gerçek dünyayı küçümsemek hatta reddetmekse kendiliğinden gelir.Yatağı olmayan insanların birilerini dinleyecek kadar sabrı yoktur çünkü.Insanın kendine verebileceği en ağır cezadır uykusuzluk.Dayanılması en zor olanıdır.
Onun için, yüzüne asla belirleyici bir ifade takmamak için çabalıyor,ruhunun okunmasından,aklından geçenlerin anlaşılmasından korkuyordu.Eğer zihnindekiler de bilinirse geriye ne kalırdı? Bu nedenle ağlamamaya,kızarmamaya,dişlerini sıkmamaya,gülmemeye,kaşlarını kaldırmamaya,ellerini fazla hareket ettirmemeye,hatta terlemesini bile kontrol etmeye alıştırmıştı kendini.
Zargana da farkında olmadan o dönemi, yani çocukluğunu hayatından atıyordu.Belki elinde bir silahla düşman cephenin sivillerini öldürmeye yemin etmemişti, ama kendi evinden kaçmayı denemişti.İnsanın kaderine öldürene kadar tecavüz etmeyi istediği gün, o kaçış fikrinin bir kara delik gibi zihnine gelip yerleştiği gündür.