Enes b. Mâlik [r.a] rivayet ediyor: Resûlullah [ﷺ] Ebû Bekir, Ömer ve Osman’la beraber Uhud dağına çıktılar. Dağ altlarında sarsıldı.
Resûlullah [ﷺ], ayağını dağa vurarak, “Ey Uhud dur, senin üzerinde bir peygamber, bir sıddık ve iki şehid durmaktadır” dedi.
Dağın sarsıntısı hemen durdu.
Bunu beyan etmekle Ömer ve Osman’ın [r.a] şehid olacaklarını bildirmiş oluyordu.
Resulullah süper bir insandı, ben o kadar değilim.
Resulullah yolda Ebu Bekir'i görse "Es Selamu Aleyküm Ya Sıddık" derdi,
Ben yolda Ebu Bekir'i görsem tanımam.
Nitekim Hz. Aişe, es-Sıddîka bint es-Sıddîk (ra) da kıskanmıştı.
Bir gün, onun gecesiydi ve Resulullah (sallallahü aleyhi ve sellem) onun yanında bulunuyordu. Hz. Sevde bint Zem’a (ra), bir kap içinde hazırladığı yemeği, Resulullah’a (sallallahü aleyhi ve sellem) göndermişti; Efendimiz’in ondan yemesini istiyordu. Ancak Hz. Aişe, hizmetçinin elindeki kabı kıskançlıkla vurup kırdı.
Bu olay, Peygamber’in (sallallahü aleyhi ve sellem) yanında bulunan sahabeler için oldukça mahcup edici bir durum olabilirdi. Fakat O, insan tabiatını en iyi bilen, rahmet olarak gönderilmiş bir Peygamber’di (sallallahü aleyhi ve sellem).
Yüzünde bir tebessüm belirdi ve sahabelerine dönerek: “Anneniz kıskandı!” buyurdu. Sonra Hz. Âişe’ye (ra) dönerek: “Kırdığın kabın yerine, Hz. Sevde’ye kendi kabını ver.” dedi. Böylece mesele tatlılıkla sona erdi.