Benim bu kitapla ilgili geçmişim biraz kabarık aslında. Klasikleri, hep okumak istiyorum özellikle rus klasiklerini tanımak istiyordum, “Ölü Canlar” uzun süredir rafta tutup okumadıklarımdan biri. Okumamam, bana sürekli huzursuzluk verdiği için hiçbir şey
yapmak istemediğim şu günlerde okudum.
Gelelim kitaba, yalın dili, inişli çıkışlı, adeta neşeli anlatımı ile okuması çok keyifli bir roman “Ölü Canlar”. Sanki baş kahramanımız Çiçikov koşuyor da, siz de nefes nefese onun peşinden koşuyorsunuz gibi. Karakterler, o esnada bulundukları çiftlikler, evler, balolar o kadar canlı ki; olaylar gözünüzde canlanıyor kolaylıkla. Ve sanki dün yazılmış gibi her şeyiyle güncel bir roman. Olay örgüsü, dönemin Rusya’sına ve Ruslarına dair analizleri insanı öyle içine çekiyor ki, sayfaların nasıl geçtiğini fark etmiyorsunuz.
Gogol'e kızgınım biraz.
Ah be Gogol neden bizi devamından mahrum ettin ki bu eserin?
Yazarın bir delirme anında sonunu yaktığı malum. Bu konuya değinmek istiyorum. Ölü Canlar, aslında iki cilt ancak Gogol 1852 yılının Şubat ayında bir sinir krizi geçirerek bu kitabın ikinci cildine ait bütün çalışmaları yakmış. Editörün elinde kalanlarla kitabın bir ikinci cildi oluşturulmuş. Ancak bu yarım yamalak haliyle bile büyük bir yazar. Kitabımız ana karakteri Çiçikov kendisi bir dolandırıcı. Çiçikov, Rusya da son nüfus sayımında ölmüş olan ancak hala nüfus yaşıyor olarak görünen köleleri satın almak istiyor. Bu nedenlede bir kasabaya gidiyor. Bu kasabada satın alma işlemini neden istediğini açıklamaya çalışıyor, bizlerde bu satın almayı neden istediğini okuyoruz. Aslında Çiçikovun bu ölü canlıları satın alarak ne yapmak istediğini okuyoruz burda. Çiçikov da edebiyat tarihinin, yaratılmış en sevimsiz sevimli karakterlerinden biri herhalde.
Daha çok detay vermek