9/10
·224 syf.·
2026 74. kitabı
Ege Soley ‘den üçüncü kitabım. Sakin Yakın ve son olarak Başka . Paris’teki o çiçekçi dükkanında yaşadıkları, yeni bir şehre insanların içine sığma çabaları ve en güzeli de tüm samimiyetiyle iç dünyasındaki duygular.. Bu kitaptaki en çarpıcı bölüm, sevgililer günü arefesinde aldatılmış bir beyfendinin çiçekçiye gelip 50 şahane gülle müthiş bir buket yaptırıp hepsinin kafasını kestirdikten sonra saplarla kalmış buketini alıp hesaplaşmaya gitmesiydi.. film sahnesi gibi (: Catherine Deneuve’e götürdüğü çiçeklere vere vere 5 euro bahşiş vermeleri bence ayıptı (: Müge çiçeğinin öyküsünü, kokusunu, şeklini, rengini bile bilmiyor oluşuma üzüldüm, bu da benim ayıbım (: Fransa’da 1 Mayıs’ın sembol çiçeğiymiş ve de.. En şahane kısmı ise beni sonda bekliyormuş. Amsterdam’da son bulan bu güzel hayat hikayesi Amsterdam’da benimleydi. Parklarda, kafelerde, kanal kenarında oturup soluklandıkça açıp okuduğum yolculuk meğer oraya kadar götürecekmiş beni. Tevafuk
BaşkaEge Soley · Doğan Novus · 2021301 okunma
Bir aidiyet çabasının öyküsü...
8/10
·517 syf.··
2026 23. kitabı
·
28 günde okudu
·
Okunma: 31 Mart 2026 20:05
Ön bilgi içermez "Haritasız ve dümensiz kalmış, gideceği limanı olmayan bir gemiydi. Kendini akıntıya bırakıp sürüklenmek, en azından hareket etmek, hayatta kalmak demekti ki içini acıtan şey de zaten buydu; yaşamak." Sayfa 408 Aslında hiçbir zaman bir parçası olamadığı ve kendini ait hissedemediği muhitlere sığma çabası içinde olan bir gencin hikayesi... Sosyoekonomik açıdan yetersiz bir çevrede doğup büyüyen ve geçimini gemi seferlerine çıkarak sağlayan Martin Eden, ablasının bir odasında kira karşılığında barınmaktadır. Martin, kendi halinde kendi çevresiyle gününü geçirirken bir gün kendisi adına ulaşılmaz bir konumda olan bir genç kızla Ruth'la karşılaşır. Ruth, Martin'i derinden etkiler ve Martin bu saatten sonra Ruth'a kendini ispatlamak ve onun ve ailesinin gözüne girmek için kendini geliştirmeye başlar. Hiç yapmadığı şeyleri yapar; okumalar yapmaya başlar, kütüphaneye gidip gelmeye başlar, diksiyon ve tavır konusunda kendisini geliştirmek için elinden geleni yapar ve en önemlisi de bu sayede yazma konusunda yetenekli olduğunu keşfeder ve yazılar yazmaya başlar. Yazı yazma işine kendisini o kadar kaptırır ki bir noktada işini bile yapmamaya başlar çünkü yazılarının bilinen dergi ve yayınevleri tarafından kabul göreceğine neredeyse emindir. Ama işler hiç de düşündüğü gibi yolunda gitmez ve hiçbir dergi ve yayınevi bu adı sanı bilinmeyen yazarın yazılarını kabul etmez ve Martin, sonu gelmeyen ret postaları almaya devam eder. Yalnız ret geldikçe Martin yılmak bilmez ve daha fazla yazıp daha fazla yazı göndermeye devam eder. Ara ara kabul gören birkaç yazı ve cüzi miktarda ödemeler dışında Martin'in bu işten bir kazancı olmaz. Elde ettiği kazanç da sadece rehineye verdiği eşyalarını geri almasına, barınma ve yiyecek ihtiyaçlarını karşılamasına yetecek seviyede
1000Kitap
Martin EdenJack London · Türkiye İş Bankası Kültür Yayınları · 2025135,1bin okunma
Etimoloji Defteri
Mücellit Nedir ?
9/10
·544 syf.··
2026 6. kitabı
·
10 günde okudu
·
Okunma: 25 Ocak 2026 15:43
Eserde, Nazi Almanyası’nın karanlık laboratuvarlarından alınıp, kuantum fiziğinin sınırlarına kadar uzanan geniş bir zaman tüneli yolculuğu yaptım. Hikayenin merkezindeki "Çan" deneyi, tarihsel gerçekliğe yaslanan kurgusuyla merakımı artırdı. Evrimsel biyoloji fizik kurallarıyla harmanlanmış, sadece bir macera değil, aynı zamanda etik bir sorgulama da yaptırıyor insana. Yazarla ilk tanışmamız Kara Düzen kitabıyla oldu. Seri olduğunu bilmiyordum, Sigma Force serisinin diğer kitaplarını da okuyacağım. Belirtmek isterim ki, ilk iki kitabı okumamış olmamın eksikliğini yaşamadım. Karakter gelişimini görme amaçlı onları da okuyacağım mutlaka. James Rollings, tarzını sevdim.
Kara DüzenJames Rollins · Pegasus Yayınları · 202070 okunma
Puan vermedi·448 syf.··
2025 79. kitabı
·
4 günde okudu
·
Okunma: 09 Kasım 2025 10:15
Başlarda "Acaba bu kitap için fazla mı yaşlıyım?" diye düşündüren ama okudukça her satırıyla "İyi ki!" dedirten bir kitap Benim Çılgın Tombul Günlüğüm. Eğer bunun cilalı bir gençlik romanı olmasını bekliyorsanız, yanılıyorsunuz. Bu bir roman değil; 1989 yılında, 16 yaşındaki Rae Earl'ün bir akıl sağlığı kliniğinden çıktıktan sonra tuttuğu gerçek günlükler. Ve inanın bana, Rae filtresizliğin sözlük tanımı. Rae'nin depresyon, anksiyete ve kendine zarar verme düşünceleriyle mücadelesini en ham haliyle okuyoruz. O dönemin ve belki şimdinin de akıl sağlığına yaklaşımını görmek çok çarpıcı. Kitabın adı her şeyi özetliyor. Rae'nin bedeniyle olan savaşı, toplumun dayattığı "normallik" kalıplarına sığma çabası o kadar dürüst ki... Acı verici derecede tanıdık. Rae'nin en büyük gücü, en karanlık anlarda bile patlattığı keskin mizahı. Bazen gülerken buluyorsunuz kendinizi, ama o kahkahanın hemen arkasındaki acıyı da hissediyorsunuz. "Benim Çılgın Tombul Günlüğüm", 16 yaşındaki halinize sarılma isteği uyandıran, "normal" olmanın ne demek olduğunu sorgulatan, komik, cesur ve kalbi kırık bir kitap. Yetişkin gözüyle okuduğumda, Rae'nin mücadelesine duyduğum şefkat ve anlayış çok daha derindi. Eğer dürüst, sarsıcı ve aynı zamanda kahkaha attıran bir hayatta kalma hikayesi arıyorsanız bir şans verin derim.
Benim Çılgın Tombul Günlüğüm 1Rae Earl · Martı Yayınları · 2019118 okunma
9/10
·544 syf.··
Beğendi
·
2025 102. kitabı
James Rollins’in Sigma Gücü serisinin bir kitabı olan Kara Düzen, bilim, tarih ve aksiyonun iç içe geçtiği bir gerilim romanıdır. Kitapta, dünyayı tehdit eden gizli bir komplo, biyoteknoloji ve tarım araştırmaları üzerinden şekillenir. Gizemli ölümler, kaybolan araştırmacılar ve geçmişten gelen sırlarla bağlantılı bir örgütlenme, Sigma Gücü’nün müdahalesini gerektirir.
Edebiyat
Kara DüzenJames Rollins · Pegasus Yayınları · 202070 okunma
Dostoyevski Freud'u Daha Doğmadan Yazdı: Ebedi Koca!
10/10
·200 syf.··
2025 49. kitabı
·
3 günde okudu
·
Okunma: 22 Temmuz 2025 19:30
Kadın Budalası Fyodor Dostoyevski “Ebedi Koca”… Dostoyevski’nin, Freud’un bilinçaltı diye ağlayıp sızlanacağı teorileri, daha o doğmadan önce cebinden çıkarıp kahkahalarla güldüğü bir eser. Bu kitap, “Psikanaliz mi? Hah, buyrun efendim, ben yazmıştım zaten!” diye meydan okuyan bir trajikomik şaheser. Pavel Pavloviç, bu hikâyenin maskeli balosunda intikam peşinde koşan bir palyaço gibidir. “Aldatıldım ama cool’um” havasıyla dolaşan bu adam, karısının eski sevgilisi Velçaninov’a yıllar sonra çıkagelir. Elinde şüpheli bir gülümseme ve “Ben seni affettim… (*ama aslında öldürmek istiyorum*)” alt metniyle sahneye çıkar. Pasif-agresiflikte ustalaşmış bir dehadır Pavel. Öyle bir oyun kurar ki, “Acaba beni öldürecek mi yoksa sadece ruhumu mu kemirecek?” diye düşündürür. Dostoyevski, “Bakın, nevroz böyle yazılır!” der gibidir. Trajikomik bir sahne: Pavel, Velçaninov’un evinde misafirken, bir gece yarısı elinde bıçakla dolaşır (*spoiler: öldürmeyecek, sadece korkutacak*). Freud olsa “Bastırılmış öfke!” diye atlardı, Dostoyevski ise “Hah, işte insan ruhu!” der, sigarasını içerdi. Velçaninov ise suçluluk paranoyasıyla kıvranan bir ‘sigma male’ çöküşüdür. “Ben üstünüm… (*ama içimde bir şeyler kemiriyor*)” havalarıyla dolaşan bu narsist, yıllar sonra Pavel’in ortaya çıkışıyla “Acaba bu adam beni öldürür mü?” korkusuna kapılır. Freud’un “superego”su burada emekliye ayrılmıştır adeta. Velçaninov’un suçluluk duygusu o kadar güçlüdür ki, Pavel’in her bakışını bir tehdit olarak okur. Sanki “Seni affettim” diyen birini dinlerken “Seni yok edeceğim” işitmek gibi… Trajikomik bir başka an: Velçaninov, Pavel’in kendisini takip ettiğini düşünüp “Bu adam beni öldürecek!” diye panikler, ama sonra Pavel ona “Kızımı evlatlık alır mısın?” diye sorar. (*Freud
Kadın BudalasıFyodor Dostoyevski · Bordo Siyah Yayınları · 20103,534 okunma