Bir kitap bir insana böylesine tesir edebilir miydi?
Mesela hiç böylesine bir sebepten ağlanabilir miydi?
Halbuki okumaya başlarken, geceleri yapılması gereken bir ritüel gibiydi.
Otuz-kırk sayfa kadar okunmalı, bitmeli, bununla yetinilmeliydi.
Peki beni ağlatan da neydi?
Şiir yazmaya alışık olan kalemim, şimdi beni sakinleştirmek adına içimi dökmemi, kafiye yada hece uyumuna riayet etmeden, aklıma gelen her ama her şeyi yazmamı telkin etti
Bütün uykusuzluğuma rağmen, beni kitap hakkında düşündüren, belki de kitap değil;
Kitap satırlarında bulduğum kendi hayatımdan karelerdi.
Zannımca bu roman, bir çok insana göre klasik ve çetrefilli bir aşk hikayesinden,
Raif efendinin fazlaca sakin gözüken hayatını okuyanlara müşterek olan gerekli ve yerinde doğan bir meraktan ibaretti.
Elbette Raif Efendinin hayatı kimine göre oldukça tesirli bir hayat olsa da, bu hayata müteessir olan tek beden, tek ruh benimdi.
Hatta bu kitaptan bunca ders çıkarmak, anlatılandan çok fazlasını anlamak, kitabın yazarında dahi bulunmayan, bilhassa bana has, sahip dahi olmak istemediğim illet bir meziyetti
Bir insan karşısında peşin kararlar vermek, elimde olmadan kendime verdiğim bir eziyet iken;
Bu kitap bir insan hakkında karar vermenin ve ona tamamen güvenmek yada ondan tamamen ümidini kesmenin doğurabileceği nitelikli, ruhen ya da bedenen ölümleri, sanki daha öncesine hiç böylesine düşünmediğimi yüzüme vurarak bana öğretir gibiydi.
İnsan ilişkilerinde eksik olanı aramakla geçen günlerin sonunda bir eksikliğin olmadığını,
insanın aradığı tek şeyin zamanla kaybolmuş güveninden kaynaklandığını, gerçek sevgiyi görünce, sahte yüzlere aşina bir hayatta, gerçek bir gülümsemenin tabii gelmediğini anlayan insan, ağlamaktan başka ne yapabilirdi.
Maria Puder anlatılana göre güzellik feriştahı iken,