Geri Bildirim
  • İsimsiz Şiirler XVI

    Sevgilim, viran oldu gönül denen şehirim,
    Sokağıma yağan kar, sensiz bana hâr olur...
    Kâfiyem kırık dökük, kan revandır şiirim,
    Sensiz serin nağmeler; alev olur, nâr olur...

    Sırrını başkasına vereyim deme sakın,
    Fâş olur cümle esrar, uzak yakın söz olur.
    Bırak dinsin rüzgarın, yoksa sürerse akın,
    Tir tir üşürken âlem, içim dışım köz olur...

    Gözlerine namahrem kalsın âmâlar bile,
    Baykuşlar tünemesin, gönül gözüm kör olur.
    Kurulmasın gölgenin düştüğü yere hile,
    Gökler üstüme gelir, yerler bana dar olur.

    Güzelliğin, diyorum; dehşet saçmakta inan,
    Kafdağı’nda kalırsa ezel-ebed sır olur.
    Afetinden azade kalsın genç-yaşlı insan,
    Bunu bir ben bilirsem, ölmüş yalnız bir olur...

    Ankara, 2018
  • Bütün çocuklar anlar da
    Okul kitaplarına girmez benim şiirim,
    Ben yanarken çıkardığım dumanlar
    Bakarım şemsiye olmuş sözgelimi
    Tabela olmuş: kiralık kat diye
    Umulmayan şeyler bile olmuş
    Ama unutulmuş kalmış alevim
    Alevdir çünkü benim şiirim
    Hayatın alev halidir
    Çiçek tozudur
    Kırılmış dalın türküsüdür
    Nasıl şık şık berber makası
    Odur,
    Aslında sekiz yıldır
    Saç tıraşımı kendim olurum, o da ayrı
    Kahveler kahveler!
    Sizde oturdum, sizde kurdum düşlerimi
    Çok şükür büyük şair değilim
    Ama, bir sır söyleyeyim mi kulağına:
    Cins şairim ben!
    Çıkar giderim,
    Nişancı bir şairim
    Gözünden haklarım imgeyi,
    Az çok kitap da karıştırdım
    Yolculuklarım da oldu
    Un peu partout (Her yerde)
    Yine de inanma
    Hepsi de görev yolculuğuydu;
    Kars, Ardahan, Van, Karaköse,
    Sivas, Erzincan, Aydın, Manisa,
    Kırklareli, Edirne, Bilecik, Bursa,
    İşte haritada ne varsa
    Bütün kentlerde ve kimi ilçelerde bulundum
    Şiiri de buyük şovlarla yazmıyorum
    Ama alevimi kimse görmüyor da
    Dumanlarım (tanık şair) önemseniyor

    Cemal Süreya'nın toplu şiirlerini barındıran bu esere Cemal Süreya'nın bize kendini anlatmış olduğu şiirle başlamak istedim. Öyle ki onun şiirlerini okurken bir anlam verememiş ve bu adam neden bu kadar şişirilmiş diye düşünüyordum. Birkaç güzel söz ve şiir dışında geneline pek bir anlam veremedim. Tâ ki yukarıda paylaşmış olduğum şiire rastlayana kadar. Düşünüyorum da kimi şeyleri biz anlamayabiliriz ya da o an ki ruh durumumuz anlamamıza izin vermeyebilir. Onu yalnız yazan kişi anlayabilir. Biz de anlayabilmek için değişik ruh durumlarıyla okuyunca belki anlayabiliriz ya da Cemal Süreya gibi düşünürsek anlayabiliriz. Sözü daha çok uzatmadan genel değerlendirmem olarak 7 puanı yeterli gördüm. :)
  • DİKKAT OKUL VAR!

    Bütün çocuklar anlar da
    Okul kitaplarına girmez benim şiirim,
    Ben yanarken çıkardığım dumanlar
    Bakarım şemsiye olmuş sözgelimi
    Tabelâ olmuş: kiralık kat diye
    Umulmayan şeyler bile olmuş
    Ama unutulmuş kalmış alevim
    Alevdir çünkü benim şiirim
    Hayatın alev halidir
    Çiçek tozudur
    Kırılmış daim türküsüdür
    Nasıl şık şık berber makası
    Odur,
    Aslında sekiz yıldır
    Saç tıraşımı kendim olurum, o da ayrı
    Kahveler kahveler!
    Sizde oturdum, sizde kurdum düşlerimi
    Çok şükür büyük şair değilim
    Ama, bir sır söyleyeyim mi kulağına:
    Cins şairim ben!
    Çıkar giderim,
    Nişancı bir şairim
    Gözünden haklarım imgeyi,
    Az çok kitap da karıştırdım
    Yolculuklarım da oldu
    Un peu partout,
    Yine de inanma
    Hepsi de görev yolculuğuydu;
    Kars, Ardahan, Van, Karaköse,
    Sivas, Erzincan, Aydın, Manisa,
    Kırklareli, Edirne, Bilecik, Bursa,
    İşte haritada ne varsa
    Bütün kentlerde ve kimi ilçelerde bulundum
    Şiiri de büyük şovlarla yazmıyorum
    Ama alevimi kimse görmüyor da
    Dumanlarım (tanık şairler) önemseniyor
    Bu şiir burda biter:
    Dikkat okul var!

    (29 Mayıs 1973)

    |Sevda Sözleri, Cemal Süreya (Sayfa 322)
  • DİKKAT OKUL VAR!

    Bütün çocuklar anlar da
    Okul kitaplarına girmez benim şiirim,
    Ben yanarken çıkardığım dumanlar
    Bakarım şemsiye olmuş sözgelimi
    Tabelâ olmuş: kiralık kat diye
    Umulmayan şeyler bile olmuş
    Ama unutulmuş kalmış alevim
    Alevdir çünkü benim şiirim
    Hayatın alev halidir
    Çiçek tozudur
    Kırılmış daim türküsüdür
    Nasıl şık şık berber makası
    Odur,
    Aslında sekiz yıldır
    Saç tıraşımı kendim olurum, o da ayrı
    Kahveler kahveler!
    Sizde oturdum, sizde kurdum düşlerimi
    Çok şükür büyük şair değilim
    Ama, bir sır söyleyeyim mi kulağına:
    Cins şairim ben!
    Çıkar giderim,
    Nişancı bir şairim
    Gözünden haklarım imgeyi,
    Az çok kitap da karıştırdım
    Yolculuklarım da oldu
    Un peu partout,
    Yine de inanma
    Hepsi de görev yolculuğuydu;
    Kars, Ardahan, Van, Karaköse,
    Sivas, Erzincan, Aydın, Manisa,
    Kırklareli, Edirne, Bilecik, Bursa,
    İşte haritada ne varsa
    Bütün kentlerde ve kimi ilçelerde bulundum
    Şiiri de büyük şovlarla yazmıyorum
    Ama alevimi kimse görmüyor da
    Dumanlarım (tanık şairler) önemseniyor
    Bu şiir burda biter:
    Dikkat okul var!

    (29 Mayıs 1973)
  • 3. Nazım'ın Küçük Hırsızlıkları
    Nazım Hikmet ile evladı arasına kilometreler girmişti fakat Vera’nın ilk evliliğinden olan kızı Anyuta yanı başındaydı işte. Onun sevgisini ve güvenini kazanmak öz çocuğuyla arasına giren esafelerin azalmasına vesile olacaktı bir nevi. Vera, Nazım’ın vefatının ardından paylaştığı anıda küçük bir çocuğun kalbine girebilmek için hırsızlık bile yapabileceğini gösteriyor bize:
    “Yurtdışında uzun süre kaldığımızda, annemin ve Anyuta’nın hediyelerini Nazım seçerdi. Fakat bu yeterli görünmüyordu ona. Anyuta için özel bir şey yapmak istiyordu. Öyle ki, Anyuta, Nazım amcasını onu unutmadığını anlasın. Şöyle diyordu: “Ona bir bluz ya da pabuç alabileceğimi biliyor. Hayır, iş bunda değil.” Ve bir gün buldu ne yapması gerektiğini. Bir yolculuktan Moskova’ya döndüğünde Anyuta’yı yanına çağırdı ve şöyle dedi bir komplocunun ses tonuyla: “ Al Anyuta, sakın kimseye söyleme, yoksa ikimiz içinde çok ayıp olur! Bütün bunları senin için aşırdım.” Ve kızın kucağına, yabancı uçaklarda yolculara verilen renk renk yuvarlak balonlar, “Karavella” tuvaletinden bir şişe kolonya ve daha bir sürü ıvır zıvır doldurdu. Şimdi bunları birbirine bağlayan gizli bir sır vardı aralarında. Anyuta, sorgulamadaki bir partizan gibi saklıyordu Nazım amcasının gizini. O andan sonra Anyuta için hırsızlık yapmak Nazım için bir tutku oldu.
    Bir gün Paris’te bir Italyan “Karavella” uçağına bindik ve Nâzım hemen
    “çalışmaya” koyuldu. Hostes şekerleme tepsisiyle gelir gelmez Nâzım bir avuç
    aldı, sonra biraz duraksayıp bir avuç daha aldı. Hostes, yardımcısı erkek
    görevliye “Ne kadar açgözlü bu bay” dedi. Nazım anlamıştı. “Açgözlü değilim”
    dedi ve dürüstçe, Moskova’da küçük bir kızı olduğunu ve eğer ganimetsiz dönerse
    kendisini unutmuş olduğunu düşüneceğini açıkladı. Genç kız büyük bir ciddiyetle
    dinledi Nâzım’ı. Ve beş dakika sonra, görkemli bir tavırla, Âl-îtalia”
    firmasınca pek güzel paketlenmiş bir kilo akide şekerini bir ödül gibi getirip
    sundu ona. “Alamam bunu! Mesele bu değil! Anlıyor musunuz, bu değil mesele!
    Dürüst olmam gerek! İşin püf noktası burada, onun için hırsızlık yapmamda,
    anlıyor musunuz?!” Kız güldü. “Böyle tuhaf bir bayla karşılaşmadım hiç!” Ve bir
    komplocu gibi, bazı yararlı öğütler fısıldadı ona. Uçaklarında neyin nereden
    aşırılabileceğini söyledi.
    -
    Teşekkür ederim, teşekkür ederim cancağızım,- diye şakalaştı Nâzım, -çevreyi
    iyice kolaçan edemedim daha. Birazdan keşfe çıkarım... Sonra dergileri
    karıştırmaya başladı. Bunların arasında kalın bir “Air France” dergisi de
    vardı, daha çok reklamlardan oluşan. Ve birden. - Vera, bak şuna, -diye
    bağırdı,- olacak şey değil! Benim şiirim! Deniz üstüne olan. Sayfayı Abidin
    düzenlemiş!
    - Cancağızım,- diye seslendi hostese,- burada şiirim var benim. Bu dergiyi bana
    hediye edebilir misiniz?
    - Bizim dergimizde ancak ünlüler yayımlanır. Demek siz... Gidip hemen kaptan
    pilota sorayım- Ve elindeki dergiyle koşup gitti. Kaptan pilot bir söylev verdi
    ve dergiyi görkemli bir tavırla Nâzım’a uzatarak “dümen başında” olduğu için bu
    olayı İtalyan usulü, gerektiğince kutlayamamaktan ötürü üzüntüsünü belirtti.”