Hans özlemin gerçekten acıttığını bilmek istemese de öğreniyor bunu, ne var ki acının yerini belirleyemiyor, eski Yunanların ruhlarının oturduğu diyaframda mı ya da günlerdir düzensiz atan kalbinde mi yoksa sık sık kesilen nefesinde mi?
Jens, artık bir bir zamanlar olduğu kişi değilse o zaman kendisinin o güne kadar bildiği gündelik hayatın içinde de bir dünyanın ötekiyle iç içe geçtiği görünmez kaynaşmalar vardır, diye düşünüyor Katharina ve ayağını sonunda basamağa atıyor.
Kişinin kendisine dair şefkatli bir merak içerisinde olması, hakkımızda keşfettiğimiz her şeyi sevmemiz anlamına gelmez; sadece kendimize de, acı çeken ve yardıma muhtaç birine gösterdiğimiz gibi yargılamayan bir kabulle yaklaşmamız anlamına gelir.