10/10
·320 syf.··
Beğendi
·
2026 47. kitabı
·
10 günde okudu
·
Okunma: 25 Mayıs 2026 11:19
Güzel bir okuma oldu. Bir çok şeyi hatırlamama sebep oldu. Benim dönemim anlatılıyor. Bende siyah önlük giydim, benim önlüğüm hasretin önlüğü gibi bir başkasından kaldığı için grileşmemişti. Benim önlüğüm her gün çok kirlettigim için yıkamaktan eskimiş gri renge dönüşmüştü. Beşinci sınıf zamanı mavi önlük çıkmış ve giymiştim, şimdi basit bir şey görünse de o zaman anlamı büyüktü. Bir hevesti. Evet kokulu silgi de sonradan gördüğümüz bir şeydi. Önce pelikan silgi vardı. Sertti ve defteri yırtardı. Küçüksünüz çok basit şeyler ile mutlu olabiliyorsunuz, arı mayalı kokulu silgide bir farklılıktı o zamanlar. Neyse yazara teşekkür ediyorum beni öğrencilik yıllarımın en güzel günlerine götürdüğü için. ( en güzel kısmı doğru ama en başarılı kısmı sıkıntı ) Hasret ekonomik açıdan durumu iyi olmayan bir ailenin dört kızından biri. Hasret'i başarıya götüren en büyük etken eksik olması. Sınıfın en güzeli ve her şeye sahip olan Özlem’e karşı hissettiği o tarif edilemez "eksiklik" duygusu, Hasret’in tüm geleceğini şekillendirir. Eksikliğini gidermek için yapabileceği tek şeyin çalmak olduğunu düşünür. Bir silgiyi çalmakla başlayan eksikliğini giderme arzusu bir başka şeylere sürükler Hasreti. Bir çok kişinin kitapta kendini bulabileceğini düşünüyorum. Çok güzeldi hasret ile yaşadık resmen, onunla üzüldük onunla sevindik, onunla mahçup olduk. Kesinlikle okunmalı diyorum
Hep EksikMelike İlgün · Kırmızı Kedi Yayınevi · 202617 okunma
10/10
·152 syf.··
2026 37. kitabı
Keşke gerçek olmasaydı... Kitabın daha ilk sayfasında mahkemede çekildiği belirtilen resmin kaldırılmış baskısından dolayı belki gerçek değildir umuduyla okumak. Bir yalı cinayetinin üç kişi gözünden okuyucuya aktarılması.. Birinci bölümde çocukluğu çok fakir bir ailede zor şartlar altında okuyup sıra arkadaşı olan zengin aile çocuğunun babasına erişmek olan zeki kurnaz hırslı ve hatta hırsız bir çocuk... Çocuk aklıyla erişemeyeceği hayatı çalıyor boya kalemleri silgi ve açacak çalarak.. Ama yakalandığı zaman ben kendim verdim diyecek kadar seviyor sıra arkadaşı İrfan'ı.. O ise salaklık olarak nitelendiriyor bu davranışları aralarındaki ilişki bozulsa evlerine gidemesede bir daha İrfan çocuğun avukat babasının etkisinden çıkamayıp.. İş kazasında ölen babasının parasını almak için müteahhittin parasını koparmadan bırakmıyor yakasını.. Yaşı 18 den küçük olduğu için bankaya yatıramıyor parayı ve koynunda taşıyor yıllarca.. Annesi ve kardeşi o parayı hak etmiyor kendince.. akıl etmedikleri için hakta etmiyorlar.. hakimlik stajını yaparken eski ezilmişliği bitmeye, insanlar ancak saygı duymaya başlıyor.. Bu yüzden önüne gelen kendi fakir geçmişindeki gibi bir tabakadan kadının suskunluğunu umursamayışı ve yapmıştır kesin diye düşünmesi ona zerre acıma duymaması.. İdam cezasına bu kadar net karar verebilir olması Faik İrfan Elverir'in.. Melek ise babasının ölümünden sonra annesi tarafından hiç sevilmeyen üvey abisi tarafından sürekli dövülen küçük yaşta yalıya hizmetçi olarak verilen ezilmiş bir köylü kızı.. Yalıdaki yatalak yaşlı kadının altını değiştiren yemek yediren iş yapan ezilen kız çocuğu.. Yatalak koca karının oğlu Hüsrev'in oyuncağı.. Hüsrev'i ailesi yol yordam öğrensin diye Fransa'ya göndermişler ama Hüsrev hafif meşrep kadını peşine takıp eve getirmiş.. kadın
Asılacak KadınPınar Kür · Can Yayınları · 202611,6bin okunma
Reklam
Bakılmayan Pencere'ye Düşürülen Notlar
9/10
·128 syf.··
Beğendi
·
2026 1. kitabı
·
4 günde okudu
·
Okunma: 08 Mayıs 2026 00:00
#Bakılmayanpencere @tubakaratop'un ilk eseri. Çok önce ele aldığım ama bir türlü yazamadığım geç kalmış inceleme yazımla Can Tuba’ya özürlerimi sunarak şunu söyleyebilirim ki her öykünün heyecanına ve sevincine şahitlik ettiğim, küçük kardeşim dünya evine giriyor gibi müjde alıp beklediğim bir ortak mutluluk kaynağımızdır Bakılmayan Pencere. Biz nasıl omuz omuza verdiysek yazarlık macerasında, hep diledik ki yazdığımız kitaplar da raflarda, fuarlarda, kitap kargolarında, sitelerinde; akıllarda ve gönüllerde hep yan yana olsun. Öyle de oldu çok şükür. Herkes bir şeyler söyledi, yazar Tuba Karatop Bakılmayan Pencere'yi işaret etti bizlere. Denize bakın, dedi, hiç bakmadığımız gibi. Çiçeklere, göz göz meyve veren ağaçlara, bizimle konuşmak isteyen kuşlara bakın! Pencereden bakmak yetmedi, manzaraya doymak için paçalarımızı sıvayıp denize yürüdük çıplak ayak. Bir ağacın gövdesinde nefeslendik. Bir kaplan geldi yanımıza; bir karaca, bir kumru sohbetimize eşlik etti. Diliyorum ki Tuba gönlümüze dokunmaya devam etsin, unuttuklarımızı hatırlatsın, unutmadan önce değerini bildirsin. Kalemi bereketli ve hep hayır yolunda olsun… 22 öykünün olduğu kitapta ilk öykü, yazıldığı zaman yüreğime mesken kurmuş İğde Ağacı. “Gözlerim dallarında gezindi. Bazı insanların ağacı görüp mutlu olmamasına şaşırıyorum,” diyen yazara hak vererek uyku mahmurluğuyla gözlerimi kapatıp biraz dinlenmek istedim. Gövdesine dokundum. "Kesmeseler seni. Meyveni seven çoktur hem.”, “Mucize beklemiyordum. Sadece bir teselli işareti. Belki o an yaprakları daha çok eser, küçük bir ses çıkarır.” 2.öykü, kitabın adı da olan Bakılmayan Pencere. Hani kimsenin oturmadığı koltuklar, sandalyeler; kimsenin bir kere alıp denemediği elbiseler, tezgâhta çürümeye yüz tutmuş meyve sebzeler olur ya bakılmayan pencere de
Edebiyat
Bakılmayan PencereTuba Karatop · Şule Yayınları · 202517 okunma
Latife Tekin - Para Gürültüsü
Puan vermedi·200 syf.··
2026 52. kitabı
Kitap, isminden başlayarak okuru bir ses duvarıyla karşılar. Buradaki "gürültü" sadece fiziksel bir ses değil; paranın, mülkiyetin ve sınıf atlama çabasının yarattığı zihinsel bir kakofonidir. Kitabın Tematik Çerçevesi: "Gürültü" Nedir? ​Paranın Sesi: Tekin, paranın insanın kendi sesini ve doğanın sesini nasıl bastırdığını işler. ​Sınıf Çatışması: Roman, yoksulluktan gelenlerin zenginleşme çabasıyla yaşadığı kimlik erozyonunu merkezine alır. ​*** Karakterler ve Olay Örgüsü ​Romanın merkezinde, her biri parayla farklı bir imtihan veren karakterler yer alır. Özellikle Hekim ve çevresindekiler üzerinden: ​Geçmişin yükü, ​Siyaset ve ticaretin kirli ilişkileri, ​Aile içi güç savaşları, yazarın o kendine has, masalsı ama bir o kadar da sert diliyle anlatılır. Karakterler sanki bir sisin içinden konuşur gibidir; gerçekle rüya, geçmişle şimdi birbirine geçer. ​*** Dil ve Üslup ​Latife Tekin, bu romanda da "kelimelerle büyü yapma" geleneğini sürdürüyor. ​Eksiltili Anlatım: Her şeyi açıkça söylemek yerine okura hissettirmeyi tercih eder. ​Doğa Tasvirleri: Doğa, Tekin romanlarında her zaman bir karakterdir. Para Gürültüsü'nde doğa, insanın hırsına karşı direnen sessiz bir tanık gibidir. ​Ritmik Yapı: Cümleler tıpkı kitabın ismindeki gürültü gibi bazen hızlı, bazen kesik ve nefes nefesedir. ​ Ne Anlatmak İstiyor? ​Tekin, modern insanın trajedisini şu açılardan eleştirir: Yabancılaşma: Karakterler zenginleştikçe kendilerine ve köklerine yabancılaşırlar. Ekoloji :Paranın yarattığı gürültü, ağaçların ve kuşların sesini öldürür. Hafıza : Para, insanın geçmişini unutturmak için kullandığı bir "silgi" işlevi görür.
1000Kitap
Para GürültüsüLatife Tekin · Can Yayınları · 2026157 okunma
Puan vermedi·152 syf.··
2026 3. kitabı
·
8 günde okudu
·
Okunma: 29 Mart 2026 01:16
#alıntı Kimi eskimiş çiçeklerin başları, asılmış bir kadının başı gibi öne sarkar Faik İrfan Elverir kendini kurtardı. Azmine bağlıyordu bu kurtuluşunu. Bir türlü sevemediği tek arkadaşı Ercan'ın babasından özenip öyle seçmişti mesleğini. Kardeşlerini, annesini, babasını dahi sevmez, bana sorarsanız kendisini de içten içe sevmez. Bir hırsızdır o. Başkalarının hayatlarını çalmaya gücü yetmeyince Ercan'dan boya kalemi, silgi çalan Faik İrfan Elverir, mahkemede Melek konuşmadığı için deliriyordu. Susmasını meydan okumaya yoruyor, adını bile yakıştıramayıp şeytan diyordu ona. Melek de biliyor ağzını açamadığını. Bilemiyor çünkü ne diyecegini. Suçluyorlar onu. Aile evinde yediği dayakları bile aratacak şeyleri hatırlıyor. Başkalarının utancını taşıyor kalbinde. Korkmayanların korkusunu hissesiyor bedeninde. Faik'in ise Melek'de gördüğü şeytan Melek'in serçe parmağı kadardı. Kendi şeytanı ile asla yarışamaz. Melek kendi şeytanını kızıp kızıp susarak besliyor, konuşamadığı için başkasının ağzına boklu bez sürüp ödeşiyordu. Yalçın, bir bahçıvan çocuğu olarak, koparıldığını düşündüğü, koklana koklana solmuş bir gülü tekrar canlandırmaya çalışıyordu. Zambağı kendi gezdiği bahçeye ekmek istiyordu, kendine saklamak. Melek'in cümleleri kafasında nasılsa kağıtta da öyle. İçiçe. Virgül, nokta yok. Nasıl olsun ki?! Nerede durup nokta koyabilir, nerede nefeslenip virgül koyabilir. Ağzından konuşamadığı için durduraksız akan zihninde nereye tutunabilir. Gerçek bir olaya dayanan on beş yıllık bir emeğin ürünü "Asılacak Kadın" Ağzı olup dili olmayan, olamayan kadınlar adına konuşan, yazan Pınar Kür'e sonsuz teşekkürler.
Asılacak KadınPınar Kür · Can Yayınları · 202611,6bin okunma
7/10
·264 syf.··
2026 7. kitabı
Bazı kitaplar sadece bir hikâye anlatmaz; insanın içini huzursuz eder, düşündürür, öfkelendirir. Bu kitap da benim için tam olarak böyleydi. Daha en başında yükselen o ses, aslında her şeyi özetliyordu: “Adalet istiyoruz.” Ama bu cümle sadece bir talep değil, aynı zamanda bir ağıttı. Çünkü her ağıt biraz isyandı. Sayfalar ilerledikçe şunu fark ettim: Unutuş, sadece bireysel bir zayıflık değil, sistemli bir güç. “Zaman, büyük bir silgi gibi… hele o silgi yönetenlerin elindeyse…” Gerçekler siliniyor, yeniden yazılıyor. Ve biz, neyi hatırlayıp neyi unutacağımıza bile kendimiz karar veremiyoruz. En sarsıcı olan ise kadınlara biçilen kaderdi. “Aşk cinayeti” denilen o korkunç kavramın arkasına saklanan bir vahşet… Sevginin sahipliğe dönüştüğü, sahip olma isteğinin şiddet ürettiği bir düzen. Ve en acısı, bunun hâlâ meşrulaştırılmaya çalışılması. Bir yerde şöyle diyordu: “Bir insanın adil olması iyi olmasından daha önemli.” Sanırım kitabın en güçlü cümlesiydi bu. Çünkü iyilik bazen susabilir, görmezden gelebilir; ama adalet susmaz, susmamalı. Kitap boyunca hissettiğim şey sadece üzüntü değildi. Öfkeydi. Haksızlığa, eşitsizliğe, görmezden gelinmeye karşı biriken o sessiz öfke… Ve en can yakıcı gerçek: Bu anlatılanlar geçmişte kalmış şeyler değil. Hâlâ yaşanıyor. Bitirdiğimde içimde bir boşluk değil, ağır bir gerçek kaldı: Adalet herkes için eşit değil. Ve biz bunu kabullendikçe, hiçbir şey değişmeyecek.
İnceleme
Elsa Niego’nun Cenaze AlayıRaşel Meseri · Alfa Yayınları · 202415 okunma
Reklam
Reklam