1
ayna yoruldu
her gün yabancı yüzler taşımaktan
içindeki sır dökülüyor şimdi
bakan kendini görüyor
ayna ise sadece yokluğu
2
toprak uyandı
üstünde yürüyen ayakların yüküyle
bizi taşıdığını sanıyoruz
oysa o
bizi sabırla biriktiriyor
3
bir nar açıldı
içinde dünya kadar kan
biz
meyveyi değil
kırılmayı yiyoruz
4
kapı gıcırtısı
evin yaşlandığını söylüyor
duvarlar daha az dayanıklı
insanlar gibi
her şey eskimeyi öğreniyor
5
kapı çalındı
KARNE
Ben mektepliyken de çok silgi tüketirdim
Şıklardan en çok “hepsi”ni severdim
Doğrular boğardı beni
Hep yanlış yapmam bu yüzden belki
Tek doğrum gözlerimdi onu da dört yanlış götürdü
Geceler bilir geçirdiğim cinnetleri
Beni ağlatacak kadar bir acın varsa
Gel demiştim birilerine
Gelişleri kalabalık oldu hep, bozgunuma milattır
Gözler bilir aktığım şehirleri
O günden beri matematiğim zayıf
Dört işlemden birine çarpılırım hep
Adım bölücüye çıktı bir zamanlar, tutanaklara geçti
Dikenler erittim bedenimde toplamdan bir gül çıkaramadım
Mizan bilir azaldığım demleri
Kirliydi sayfaları tarihi sevmedim hiç
Her savaşta yenilen bendim belki
Hiç teslim olmadım ama
Hiç merak etmedim Babil’in Asma Bahçeleri’ni
Yine de sevdim her ihtilali
Kan bilir aktığım nehirleri
Psikolojide panik atak bir öğrenci oldum hep
Nerde bir çift karagöz görsem hala öyleyim
Kimse bilmez öldüğüm esmerleri
İstanbul dilimde bir özlemdi, dinmeyen bir hasret. Uzaktan bakıyordum bunca sevdiğim, ilham bulduğum şehre. Her yanım yara bere. Yanlış sevdalar, yorgun hatıralar, üst üste arızalar. Elimde bir silgi, kendimi siliyordum satır satır; yeniden, taze bir enerjiyle yazabilmek için yıpranmış sayfalara.