Dili ağır olduğu için tam olarak bağlantı kurmakta zorlandım. Alışık olmadığım bir türde olduğu içindir belki. Ama çok güzel bir yolculuktu her şeye rağmen.
Normalde kitap birkaç öyküden oluşuyor sanırım. Bendeki kitap sadece Alyoşka isimli 14 yaşında bir kız çocuğunun yaşadığı yoksulluğu anlatıyor. Sonrasında sosyalist bir kulübe gidiyor, oraya öğrendiği istemeden duyduğu bilgileri iletiyor. Herşey karışıyor sonra. Çocuğunu korumaya çalışan bi anne görüyor , o esnada Alyoşka bombanın üzerine atlıyor ama Gözlüklü diye anlatılan adam Alyoşkayı bir şekilde kurtarıyor ama kız yaralanıyor. İyileştiği esnada da ona bir kimlik kartı gösteriyor gözlüklü, kızın adının yazdığı bir kart bu. Sonra kıza ‘Daha çarpsın yüreğin işçi, köylü egemenliği için!’ diyor :) birazcık karışık anlattım ama ben beğendim, her anı kafamda canlandırdım.
*Yoksulluk.
Otobiyografi olduğunu bilmeden sahaftan alıp okumaya başladım. Serebral palsi hastasının küçükken yaşadığı zorlukları, aile ortamını, annesinin desteğini anlatıyor. Kendini normal olarak görmesi çok uzun sürüyor. Herkesin acıyarak bakması, normal yaşıtları gibi olmamasından yakınıyor haliyle.
Okurken sokakta, hayatın her kısmında gördüğümüz insanların yerine kendimi koyabildim. Akıcı bir dil olması da haliyle bir çırpıda bitirmeme yardımcı oldu. Yazar kendini şanssız hissetse de bence çoğu çocuktan daha şanslı. İşçi babanın yoksul ailesi ortamında büyümesine rağmen tedavi olabilmiş, destek görebilmiş. Bence bu çok kıymetli. Biraz dağınık anlattım ama oldu bence.
Sağlıkla kalın, en değerli şeyimiz o çünkü. Sol Ayağım
Bazen keşke ölüm olmasaydı deriz ya. Acıları hafifletmek, birini teselli etmek için falan. Düşünmeden söyleriz geçer gider. İşte bu kitap bir kısımda ölüm olmadığında neler yaşanacağını en ufak detayına kadar anlatıyor. İkinci kısımda ise cümleleri birebir ölümün ağzından yazıyor.
Kitap bittikten sonra dedim ki iyiki ölüm var.
Keşke ve iyiki arasında sıkıştırdım bu kitabı.
İnsanın çocukluğunun ne kadar büyük hazine olduğunu yeniden hatırladım. Düşünsenize minicik cocuklarken -hiçbir şey bilmiyorken- sonraki tüm yaşantımız o günlerin temel taşlarıyla şekilleniyor. Mucize gibi bir şey aslında. Bu durumu farkedenlerin iyi bir anne, baba olması biraz zorunluluk gibi :) Yüzyıllar sonraki çocuklar bizim eserimiz olacak.
İlk çocuk olmak, tek çocuk olmak, şımarık büyütülmek, aşağılık kompleksi, üstün görme kompleksi, cinselliğin sosyal yaşam ile ilgisi, rüyaların gelecek üzerindeki etkisi gibi daha bir sürü konuyu detaylı bir şekilde anlatılıyor. Psikolojiye biraz ilginiz varsa bu kitabı okumanız şart! Ben keyif aldım, siz de alırsınız umarım. Güzel günlere