Bayağı mi bu kitap
Puan vermedi·304 syf.··
2026 4. kitabı
Kitabı yıllar önce okudum lisesi yıllarımdayken ,o zamanlar ne kadar duygulandırdım her sözüne, tam da ergenliğimdeki yoğun duygulara hitap ederdi . En çok hatırladığım söz : "Acıma sızdın , acımasızdın " gibi sözlerdi . Kelime oyunu mu denir bilmem bu sözlere lakin şimdi bakıyorum da bana komik ve bayağı geliyor ama işte o zamanlarda bana hitap ediyormuş demek ki . Kitap zaten olay örgüsü sen çok hislerini betimeemekle geçiyor , bir terkediliş hikâyesi . Yıllar sonra karşılaşınca bu kitapla inceleme yazmak istedim ergenlikte okuyan ama artık yetişkin birinin gözünden olsun istedim . Diğer eklemek istediğimse şu anım : Bir gün arkadaşımla (iyi bir okuyucu olur kendisi ) lise yıllarından bahsederken lisede okunan kitaplardan açılmıştı konu ,onun lise yıllarını dünya ve Türk klasiklerini okuyarak geçirdiğini duyunca çok şaşırıp benimse sadece bu tarz kitaplar okumuş olmam beni biraz kitap konusunda cahil hissetrimisti . Aradan zaman geçti ve simdi bakıyorum da aslında geride sayilmazmisim ,benim o zamanlarda o duygusallığa ihtiyacım varmış hatta belki de anlaşılmaya benim gibi yoğun duygular hissedenlerin de duygularıni betimlemesine tanık olma ihtiyacım varmış . Demek istediğim şu : bu kitabı belki bayağı bulanlar olabilir lakin henüz 14 -17 yaşındasınız ve yoğun duygularınizin anlaşılmaya ihtiyacı varsa bu kitabi okumakla geride veya bayağı olmuyorsunuz . ( tabi her yaşta serbestsiniz) . Farklı tarzlara da ihtiyacıniz olunca geçiyorsunuz.
Duygu ve Düşünce
BukreKahraman Tazeoğlu · Destek Yayınları · 201323,5bin okunma
5/10
·240 syf.··
2026 49. kitabı
·
3 günde okudu
·
Okunma: 06 Mayıs 2026 16:55
Merhaba arkadaşlar. Yayından kaynaklı mı yoksa böyle bir tarza alışamadığımdan mı bilmiyorum ama yazarın eserleri bir türlü zihnime yerleşmiyor. Herkesin ilginç biçimde bir seveni ve ölümüne savunanı da var. İstediğimiz gibi eleştiremiyoruz ama şunun farkında ve bilincindeyim ki aynen söylendiği gibi yazmak deliliktir ve fark ettim ki yıllardır ben de yazmadan duramıyorum. Takip ettiğim diğer bazı arkadaşlarda da bu var. Bütün her şeyimizi yazarak açıklıyoruz. Hatta bu artık öyle bir noktaya geldi ki bazen konuşarak anlatamadıklarımı yazarak daha iyi anlatabiliyorum ve bir şeyleri konuşmak yerine yazmanın daha doğru bir yol olduğuna inanmaya başladım. Kafka özelinde yapılan bu incelemeye baktığımızda ise bizler onun edebi yönüne, yalnızlığına, babası ile olan ilişkisine, hayatına ve kadınlarla olan ilişkisine konuk oluyoruz desek yeridir. Onun özlü diyebileceğimiz sözlerden alıntılar ve bu alıntılardan yola çıkarak düşünce hayatını anlamaya çalışıyoruz. Bazı çıkarımlarının ne kadar değerli olduğunu görüyoruz. Örnek vermek gerekirse Kafka’nın hayata bakış açısına dair birkaç yorum birden yapabileceğimiz ve çoğumuzun da merak ettiği cümlelerden olduğunu düşündüğüm bir tanesini eklemek isterim: Ölmek ve benim için nasıl yas tuttuklarını görmek isterdim. -Şimdi bu cümleye dahi odaklandığımızda şunları söylemenin mümkün olduğunu düşünüyorum. Yazar, ölümü mü istiyor yoksa asıl istediği ölmeden önce görmeyi hak ettiği değeri göremediği için serzenişte mi bulunuyor? Ölüm bizim kurtuluşumuzdur derken acaba yaşadığı hayata mı göndermede bulunuyor yoksa içinde kurtulmak istediği bir şeyler mi var? Asıl ölmesi gereken kendisi mi yoksa içindeki bir şeyler mi hep bir boşluk var buralarda. Bunları söylemek mümkün benim açımdan. Devam ettiğimizde, bizleri karşılayan yegâne unsurun
Kafka'dan Kafka'yaMaurice Blanchot · Monokl Yayınları · 202042 okunma
Tatil planı hazırsa sıra okuma listenizde!
Bu yaz yanınızdan ayırmak istemeyeceğiniz kitapları sizin için bir araya getirdik. 💬 Siz olsanız bu listeden hangisiyle başlardınız?
Türkiye Türklerindir!...
8/10
·200 syf.··
Beğendi
·
2026 13. kitabı
·
5 günde okudu
·
Okunma: 20 Ocak 2026 21:55
Yıllar önce Macaristan'a Mohaç meydan muharebesinin yapıldığı yere gitmiş, adım adım oraları gezmiş, ardından müzesine de girmiştik. Sabah çok erken saatte gidince müze bomboştu. Film bölümüne girince, oradaki yetkili kadın savaş ile ilgili Dokumentasyon'u açtı ve bitinceye kadar da kenarda bekledi. Biz de savaşı izlemeye başladık. Anlatıcı, bizim Türkler için "düşmanlar geldi her yere saldırdılar," deyince izlemeyi bırakıp bir an boş bulunmuş"bize düşman dedi" demişim:)) Birden kadın bana dönüp tuhaf tuhaf bakmıştı:)) Böyle komik bir anım da var. Bunu niye anlattım? Bu kitabı okurken de yine biz Türkler "düşman" olduk:) Işte ben yine bir türlü bu psikolojiden kurtulup kitaba tam anlamıyla adapte olamadım:) Neyse lafı uzatmayalım, gelelim artık kitabımıza:) Bir İngiliz askerinin yazdığı mektuplardan yola çıkılarak, onun gözünden, yani onun perspektifinden Çanakkale cephesindeki yaşanılanların aktarıldığı bir kitabı okudum. Guy Warneford, cephede annesine yazdığı mektuplarda savaşı adım adım anlatıyor. Türk askerinin kahramanlığı, mücadelesi de onun bakışı ile değerlendiriliyor. Ilk çıkarma zamanlarında kendilerinden çok kayıplar veriyorlar. Sonra savaşın seyri değişiyor, siperlerde daha az kayıplar ile günlerini geçiriyorlar. Tabii ellerindeki teknoloji çok ileride olduğu için, zaman zaman Türk askerine çok ağır darbeler vurabiliyorlar. O bölümleri okumakta inanın çok zorlandım:( Okuduğum bu mektuplarda en çok dikkatimi çeken, Guy Warneford'un devamlı annesinden, bir sürü isteklerinin olmasıydım. Özellikle çikolata,biftek, traş ve fotoğraf makinesi, ayna, kitap(hem de Ilyada), yağmurluk, iç giyim, ilaçlar, yumurta tozu protein, el feneri ve bol bol piller vb.vb.. Daha sayamadığım birçok şey devamlı posta aracılığıyla ona ulaşıyor. Zannedersem bu Avrupalıların
Anı-Mektup-Günlük
Çanakkale Cephesinden MektuplarGuy Warneford Nightingale · Ötüken Neşriyat · 201426 okunma
Bir Son Duygusu, Masumiyetin Yanılsamasının Sonu
8/10
·160 syf.·
Beğendi
·
2025 69. kitabı
Julian Barnes’ın Bir Son Duygusu, geçmişin yeniden inşa edilmesiyle hakikatin kaybı arasındaki ince çizgide dolaşan bir roman. Tony Webster’ın itiraf ettiği gibi: “Bir kez daha şunu da vurgulayayım ki, bu benim o zaman olup bitenleri şimdi okuyuşum. Ya da daha doğrusu, yıllar önce olup bitenleri o zaman okuyuşuma ilişkin olan şimdiki anım.” Bu cümle, romanın epistemolojik çekirdeğidir; çünkü Barnes burada belleği, olayların depolandığı bir yer değil, sürekli yeniden yazılan bir anlatı olarak kurar. Tony’nin hatırladığı her şey, geçmişin kendisi değil, geçmişin şimdiki bir yorumu — yani kendi savunusudur. Böylece roman, bireysel hafızayı ideolojik bir mekanizma olarak açığa çıkarır: İnsan, yaşadığı değil, kendine anlatmayı seçtiği geçmişte yaşar. Barnes’ın kahramanı, gençliğinde “farklı gelecekler yaratırken”, yaşlılığında “başkaları için farklı geçmişler uydurduğunu” fark eder. Bu fark ediş, romanın ahlaki katmanıdır. Gençliğin arzusu, yaşlılığın pişmanlığına dönüşmüştür; çünkü Tony, bir zamanlar yaptığı küçük bir kötülüğün —Adrian’a yazdığı alaycı mektubun— bir hayatın yıkımına yol açtığını ancak yıllar sonra kavrar. Bu farkındalık, geçmişin değiştirilemezliğini değil, yeniden yorumlanabilirliğini gösterir. İnsan yaşlandıkça kendini masum kılmak için geçmişi çarpıtır; Barnes’ın ironisi de buradadır: geçmişin yeniden yazılması, yalnızca bir unutma biçimidir. Romanın varoluşsal derinliği ise şu soruda belirir: “Birisi bir zamanlar tarihte en sevdiği zamanların her şeyin çöktüğü zamanlar olduğunu söylemişti çünkü bu, bir şeylerin doğmakta olduğu anlamına geliyordu…” Tony’nin hayatı çökerken, aslında yeni bir bilinç doğmaktadır; fakat bu doğum, geç kalmış bir farkındalığın doğumudur. Barnes, tarihsel diyalektiğin bireysel yaşama uygulanabileceğini gösterir: yıkım, kimi
Bir Son DuygusuJulian Barnes · Ayrıntı Yayınları · 20213,561 okunma
Dilin Aynasında Kendimiz İllüzyonlarla Örülü Gerçeklik
10/10
·310 syf.··
Beğendi
·
2025 234. kitabı
Kelimeler… Çoğu zaman masum görünen ama aslında içimizde dağlar kadar ağırlık bırakabilen, bazen de tek bir dokunuşla yaraları iyileştiren büyülü taşlar gibi. Robert Dilts’in Dil İllüzyonları’nı okurken, kendi hayatımda kelimelerin nasıl bir oyun kurucu olduğunu yeniden fark ettim. Çünkü bu kitap sadece bir dil çözümlemesi değil, aynı zamanda insanın hayatını şekillendiren görünmez bağların haritası. Benim için dil her zaman hem bir sığınak hem de bir tuzaktı. Çocukken duyduğum bazı sözler hâlâ kulağımda çınlar; küçücük bir “yapamazsın” cümlesi nasıl da içime korku ekmişti. Yıllar sonra, aynı dilin içinde bir “sen yaparsın” sözünün insanın kanatlarını nasıl açtırdığını gördüm. İşte Dilts’in satırları tam da bu noktada beni kendimle yüzleştirdi. Dili sadece iletişim aracı olarak değil, bilinçaltını şekillendiren bir güç, düşüncelerimizi bile yönlendiren bir araç olarak gösterdi. Kitap boyunca fark ettim ki kelimeler aslında zihin için aynalardır. Birine ne söylediğimiz kadar, kendimize ne söylediğimiz de hayatımızı belirliyor. Ben, kendimle konuşurken çoğu zaman serttim. “Yine başaramadın”, “yeterince iyi değilsin” cümleleri sessizce içimden yankılanırdı. Oysa Dilts, bu içsel diyalogların hayatımızın en büyük illüzyonlarını yarattığını gösteriyor. Çünkü biz, gerçeği değil, dile dökülen algıyı yaşıyoruz. Bunu okurken eski bir anım aklıma geldi. Bir gün biri bana “zor insansın” demişti. O cümle o kadar yapışmıştı ki üzerime, uzun süre ilişkilerimde kendimi zor biri gibi hissettim. Oysa belki de sadece anlaşılmamıştım. İşte dilin illüzyonu buydu: başkasının ağzından çıkan birkaç kelime, senin kim olduğuna dair içsel hikâyeni yeniden yazabiliyordu. Dilts’in kitabı bana bir şey daha öğretti: Sözcükler bazen zincir, bazen de anahtar olabilir. Onları nasıl kullandığımıza
Duygu ve Düşünce
Dil İllüzyonlarıRobert Dilts · Türkiye İş Bankası Yayınları · 2014151 okunma
Çocukluk Yaralarının Sesi Öfkenin Ardındaki Kırılganlık
9/10
·264 syf.··
Beğendi
·
2025 188. kitabı
Çocukluğumda hatırlıyorum, küçük bir yanlış yaptığımda üzerime sertçe gelen sözler beni nasıl da sustururdu. Belki de o yüzden yıllar boyunca kendimi ifade ederken hep çekingen kaldım. Şimdi düşünüyorum da, belki annemin bana kızarken aslında kaygılandığını, babamın sessizliğiyle aslında sevgisini sakladığını o zamanlar anlamış olsaydım, kalbimde bu kadar keskin yarıklar açılmazdı. Kitabı okurken bir anım geldi aklıma: Bir gün yakın bir arkadaşım bana ağır bir söz söylemişti, aslında farkında bile olmadan. O anda içimde fırtına kopmuştu ama ben sessiz kalmıştım. Günlerce o söz içimde dolaştı, büyüdü, beni yiyip bitirdi. Oysa kitaptaki gibi duygularımı ve ihtiyacımı o an dile getirebilseydim, belki kırılmak yerine anlaşılmayı deneyimleyecektim. İşte Şiddetsiz İletişim bana öğretti ki, bazen susmak değil, doğru kelimeleri bulmak iyileştirir. Rosenberg’in dilinde bir yumuşaklık var. İnsanların birbirini anlamasının mümkün olduğuna dair inancı, bana yeniden umut verdi. Çünkü ben de biliyorum, ne kadar öfkeli görünürse görünsün aslında herkesin içinde görünmek, duyulmak, anlaşılmak isteyen bir yan var. Ve biz bunu fark ettiğimizde, en sert duvarların bile çatlayabileceğini hissediyorum. Kaç kez sadece anlaşılmak isterken yanlış anlaşıldım? Kaç kez kalbim başka bir şey söylerken dilimden kırıcı sözler çıktı? Şiddetsiz İletişim bana bu soruların cevabını değil, cevaba giden yolu gösterdi. Çünkü bu kitap, sadece iletişim kurmayı değil, insan olmayı hatırlatıyor.
İnsan ve Duygular
Şiddetsiz İletişimMarshall B. Rosenberg · Remzi Kitabevi · 20202,336 okunma