Gün uzun, ısrarcı, inatçı… Bazı günler vardır, bilirsiniz öyle tortuludurlar ki , güneşin parıldayışı bile hoyratçadır sanki. İlkbahar, yalnızca geçmişin düş kırıklıklarını çağrıştırır; insan yüzleriyse hepten yalandır.
Bin ışıklı damlalardan oluşturulmuşum ben, toprağa akan kandan, çöle savrulmuş Yıldız tozundan, boşluğa dağılan ezgisinden başlangıçların şarkısının... Bana verilmiş ve verilmemiş her şeyin toplamıyım ben, yitirdiklerimle yitireceklerimin, sözcüklerin kanıyla suskunlukların..
Bir insanın bir dönemini anlatması ise, ne kadar eskiye dayanırsa dayansın, ne kadar kısa ya da uzun olursa olsun, yüzlerce, binlerce, milyonlarca sahtelik ve sahteleştirmenin toplamıdır, yazan kişiye göre de bunların hepsi doğrudur ve hiçbir yalan içermez. Hafızası kesin olaylara ve kronolojiye dayanır, oysa ortaya çıkan şey, gerçek olgular değil, başka bir şeydir. Yazılanlar her ne kadar yazanın doğruluk arzusunu ortaya koysa da doğruya uymaz, çünkü doğruluk asla aktarılamaz. Bir şeyi anlatırız, onu dürüstçe ve sadakatle anlattığımızı zannederiz, oysa sonunda öyle olmadığını saptamak zorun da kalırız. Bir durumu açıklığa kavuşturmak isteriz ama o asla bizim açıklamak istediğimiz durum olmaz, o hep başka bir durumdur. Asla doğru bir şey anlatamadığımızı kabul etmek zorundayız, buna rağmen doğruyu anlatma çabasından da ömür boyu vazgeçememişizdir.