Sinan eşgi

Sinan eşgi
@sinanesgi
Psikolojik Danışman
İstanbul
8 okur puanı
Temmuz 2018 tarihinde katıldı
Aşkın Kimyası: Neden Aşık Oluruz?
Albert Einstein, o özel kişiye aşkımızı tamamen kimyasal bir şekilde açıklamanın bütün büyüyü yok edeceğini söylemiş. Ancak sevsek de sevmesek de nörokimyanın önemli olduğu bir çekim veya takıntılı tutku süreci vardır. Bu oldukça karışık ve inanılmaz bir alanın sınırlarını çiziyor. Aynı zamanda kim olduğumuzu da belirliyor. Romantik ya da felsefi bir bakış açısından aşk şairlerin ve yazarların her gün bahsettiği bir konu. Bu duygunun anlatıldığı edebi dünyaya girmek isterdik. Aşkta kesinliklerden çok gizem olduğu söylenebilir. Ama konu aşık olmaya gelince- biyolojik açıdan- bize bu konuda en doğru bilgiyi verecek olanlar nörologlardır. Belki istediğimiz çağrışımları yaptırmasalar da en objektif ve gerçek sonuçları onlardan alabiliriz. “İki insanın bir araya gelmesi iki kimyasal maddenin birleşmesi gibidir: eğer bir reaksiyon olursa ikisi de değişir.” – C.G. Jung Antropologların bile bu konu üzerine ilginç düşünceleri var. Bunlar sinir bilimi sayesinde edinebildiğimiz kimya bilgisiyle iyi örtüşüyor. Aslında, bu alanda oldukça çekici bir bilgi var. Uzun süreli ilişkilerin altında yatan süreci açıklayabileceği düşüncesi. Bir şekilde istikrarlı ve mutlu kurulan ilişkileri açıklayabilecek bir fikir. Antropologlara göre insanın beyninde üç farklı “eğilim” var. İlki cinsel uyarımın davranışlarımızı çokça etkilediği bir tanesi. İkincisi ise “romantik aşk”ı tanımlıyor. Burada bağlılık, duygusal ve kişisel yönlerden bir ilişki yaratmış oluyoruz. Üçüncü eğilim ise sağlıklı bir bağa odaklanır. Bunda çiftin karşılıklı çıkar sağladığı anlayış söz konusudur. Şimdi ilişkide istikrar ve mutluluğun nerden geldiği hakkında biraz daha bilgi sahibi olmak istiyoruz. Bu herkesin ilgi duyduğu bir konu. Aşık olmaktan bahsediyoruz. Aşkın kimyasından söz ediyoruz. Tuhaf, yoğun, özel ve
Sağlık
Reklam
Yaşama Gerekli Anlamı Verebilmek
Bireysel psikolojide tedavinin özü, hastaya dayanışma gücünden yoksunluğunu ve bu noksanlığın çocukluk yıllarındaki uyumsuzluklardan kaynaklandığını gösterebilmektir. Tedavi süreci içindeki yaşantılar büyük önem taşır. Hasta, dayanışma gücünü terapistiyle olan ilişkisi içinde geliştirir. Eksiklik kompleksinin bir yanılgı ürünü olduğu açıklığa kavuşturulur. Yüreklilik ve iyimserlik canlandırılır. Yaşamın anlamının, yaşama gerekli anlamı verebilmek olduğu gerçeği kabul edilir.
Metis Yayınları
Bilim
Lacivert - 48
"Geçmiş ve gelecek ânı daraltır."
Behzat Ç.
"Biz napıyoz la hayatta? Birileri demiş, sınırları çizmiş,burda yaşıycan demiş.Birileri demiş ki bu maaşı alıcan demiş,bu okula gidicen demiş, bunlara karşı çıkıcan demiş. Bunların hepsi ben söylemeden önce birileri tarafından söylenmiş. Ben istemedim ki bunların hiçbirini? "
Sayfa 20 - Şenay Tanrıvermiş·Kitabı okudu
"Eksiklik duygusu, yarattığı hoşnutsuzluğa karşın yaşanması da kaçınılmaz bir olgudur. Üstelik insanın yaşamını sürdürebilmesi ve gelişebilmesi için zorunludur. Çünkü eksikliğin fark edilmesi insanı güdüler ve eyleme geçirir."