Ruh Adam
Not: Kitabı okuamayanlar, okuduktan sonra bakması daha iyi olur. Kitap üzerinden giderek yazdığım için bu şekilde daha uygun olacağı kanaatindeyim .
Ruh Adam uzun zamandır kütüphanemde olmasına rağmen bir türlü elime alıp okumadığım bir kitaptı. Okuduktan sonra aslında büyük bir hata yaptığımı fark ettim; bu tadı çok daha önce almak gerekirmiş.
Romanın başında eski bir masal gibi başlayan bir anlatı var. İlk başta bu bölüm sanki romandan ayrı bir hikâye gibi duruyor. Fakat ilerledikçe anlıyorsunuz ki aslında o masal, romandaki karakterlerin hayatında yaşanacakların bir yansıması gibi. Sanki onların hayatı henüz altüst olmadan önce yaşanmış bir kaderin, eski bir hatıranın anlatımına evriliyor.
Ben romanı okurken özellikle şu düşünceyi çok güçlü hissettim: Tarih gerçekten tekerrür ediyor. Yüzyıllar önce de kıskançlık, hırs, yasak aşk, gurur ve onur meseleleri vardı; bugün de var. İnsan değişse de duygular değişmiyor. Dün ve bugün her zaman aynı yarınlara çıkıyor.
Romanın merkezindeki karakter olan Selim Pusat’ın trajedisinin temelinde bence gurur ve onur meselesi yatıyor. Selim Pusat askerliği sadece bir meslek olarak görmüyor. Bu onun için bir kimlik, bir miras. Dedelerinden, babasından gelen bir yol. Hayatını buna adamış bir insan. Bu yüzden askerlikten men edilmesi onun için sadece bir iş kaybı değil; sanki kendisine, ailesine ve geçmişine atılmış bir tokat gibi. Bu kırılma onun ruh dünyasını yerle bir ediyor.
Bana göre Selim Pusat’ın asıl hatası ise geçmişe takılı kalması. Meslekten men edildiyse edilmiştir, dünyanın sonu değildir. Ama o bunu gurur meselesi yapıyor ve bu gururun altında eziliyor. Hayatı ilerlemek yerine bir noktada donup kalıyor. Ve onu bitirende bu gurur ve onuru oluyor.
Romanı okurken Selim Pusat’ın ruh hâlini anlatmak için aklımda