"İşte tam da maddi kökenimizi açığa çıkaran şey," diyehaykırdı Sinbad, "sıklıkla mutluluğun yanından onu görmeden, ona bakmadan geçeriz ya da bakıp görsek bile onun anlamını fark etmeyiz. Maddıyata önem veren ve tanrısı altın olan biri misiniz, bunun tadına bakın, Peru'nun, Gujarat'ın, Golkonda'nın tüm madenleri önünüze serilecek. Hayalperest biri, şair misiniz, bunun tadına bakın, olanaklı olanın tüm engelleri kaybolacak; önünüze açılan sonsuzlugun tar-lalarında, düşlerin sınırsız alanında yüreğiniz ve zihniniz. özgür gezineceksiniz. İhtiraslı biri olarak bu dünyanın yüceliklerinin peşinde misiniz, yine bunu tadın, bir saat içinde Fransa, İspanya ya da İngiltere gibi Avrupa'nın bir köşesinde kalmış krallıkların değil, dünyanın, evrenin, tüm varlıkların kralı olacaksınız. Tahtınız şeytanın Isa'yı götürdüğü dağda Yukselecek ve şeytana saygı gostermenıze, onun pençesını öpmenize gerek kalmadan dünyadaki bütün krallıkların hükümdarı olacaksınız. Söylesenize, size önerdiğim şey çok çekici değil mi, sadece tadına bakacağınız için gerçekleşmesı çok kolay değil mi?
...
"Tam bir Sinbad tesadüfü!"
"O da ne?"
"Sinbad masallarında iki gemi uçsuz bucaksız ummanda karşılaşır ya... Abartılı rastlantı yani."
"Hımmm? Bu bir Arap deyimi mi?"
"Hayır, şimdi uydurdum. Bizim durumumuzu anlatan bir söz işte."