Sömürgeciler ve işbirlikçileri müslümanın günlük hayatını batı kültürünü aşılayan etkilerle doldurdular. Gazeteler, dergiler, kitaplar, radyo ve televizyon, sinema ve tiyatro, plâklar ve kasetler, afişler ve ışıklı reklamlar onu her gün bu etkiler bombardımanına tuttu. Müslüman hükümetler başkentlerinde iki yanı batı tarzı gökdelenlerle çevrili yeni bir ana cadde açılınca gururlandılar, ama kentlerinin öteki mahallelerinin ve köylerinin sefaleti, viraneliğinden pek utanmadılar. Batılılaşmış seçkinler film, opera, piyes seyretmek, konser dinlemek üzere salonları doldurdular, çocukları da dünyevîleşmiş, misyoner yönetimindeki okullarında, üniversitelerinde aynı konularda kitaplar okudular. Hiç biri, bunların yaptıkları öteki şeyler veya düşünceleriyle uygunsuzluğunu fark etmedi. Kendi kendini batılılaştırmayı tamamlayanlar çevreleriyle geçmişleri arasında sırıtır hale geldiler. İslâm kültürünün bütünlüğü ve İslâmî hayat tarzının birliği bunların kişiliklerinde, düşünce ve eylemlerinde, evleri ve aile çevrelerinde parça parça oldu. Batılı sosyal kurumlar ve adetler tereddüt gösterilmeden kabul edildi. Bulunduğu aşağılık durumdan İslâm tarafından öngörülen, izzet ve sosyal yararlılık zirvesine çıkarmak yerine, müslüman kadının peşinde koştuğu Batı'nın bozuk yönleri oldu: gittikçe artan çıplaklık ve erkek-kadın karma yaşam, kendi hayatını yaşamak üzere ekonomik bağımsızlık, zevk tatmini ve ailesine karşı görevlerini ihmal...