Harmanlarimi yaktiniz, sustum. Harman yakmak insanlikta, hem de Müslümanlikta mi var? Atlarimi çaldiniz, her gece evimi de üstüne üstlük kursunluyorsunuz, bütün bunlar Türkiye Cumhuriveti kanunlarinda, Islamlik, insanlik kanunlarinda var mi? Ben sabrettim, bagrima tas bastim. Sabirtasi oldum, sabirtasi. Butün bu kötülüklere katlandim, karsilik vermedim. Korktu sandiniz. Ha ben insanlik bozulmasin, emmi dayi arasina kötülük girmesin, dedim, siz bunu anlamadiniz. Hic anlamadiniz.
Beni cesedimden ayıran mesafe, benim için bir yaradır; bununla birlikte yine de mezarın cazibesine hevesleniyorum boşuna: Elden hiçbir şeyi çıkaramadığımdan ve debelenmeyi bırakamadığımdan, içimdeki her şey solucanların içgüdülerim nezdinde işsiz kalacaklarına temin ediyor beni. Hayatta da ölümdeki kadar yeteneksiz olduğumdan, kendimden nefret ediyorum, bu nefret içinde de başka bir hayat, başka bir ölüm düşlüyorum. Hiç görülmediği gibi bir bilge olmayı istemiş olduğum için, deliler arasında bir deliyim sadece…
Vaktiyle sevdiğimiz her şeyi soru konusu ederiz; daima hem haklıyızdır hem haksızızdır; zira her şey muteberdir - ve hiçbir şeyin herhangi bir önemi yoktur. Gülümserim: Bir dünya doğar. İçim kararır: O dünya ortadan yok olur ve bir başkası belirir. Aynı anda hem doğru hem saçma olmayan hiçbir görüş, sistem ve inanç yoktur; bu durum, o görüşe katılmamıza ya da ondan kopmamıza bağlıdır…
“ Boşu boşuna ısrar ediyorsunuz. Ben de semaya doğru baktım, ama hiçbir şey görmedim orada. Beni ikna etmekten vazgeçin: Bazı defalar Tanrı’yı tümdengelim yoluyla bulabilsem de, O’nu yüreğimde hiç bulamadım: Bulabilseydim de, sizi yolunuzda ya da yüz buruşturmalarınızda, hele o âyin ve akşam duası balelerinizde izleyemezdim.”