Sinem

“İman istenemez; tıpkı bir hastalık gibi içinize sızar ya da yakalar sizi; hiç kimse ona söz geçiremezdi; buna yazgılı değilsek temenni etmek de saçmadır. Ya mümiııizdir ya değil, tıpkı ya deli ya normal olduğumuz gibi. - Ne inanabilirim ne de inanmayı arzulayabilirim: Hiç öznesi olamadığım sayıklama biçimidir iman… İnanmayanın konumu da mümininki kadar akıl sır almazdır. Kendimi hayal kırıklığına uğrama zevki’ne veriyorum: Yüzyılın tam da özüdür bu; Şüphe’nin üzerine sadece ondan doğan hoşluğu koyarım…”
“Yeterince kitabın var” diyenlere cevabımız hazır.
“Eğer ruh o kadar az bir şeyse, yalnızlık duygumuz nereden gelmektedir? Hangi mekânı işgal etmektedir? Ve nasıl bir hamlede, yitip giden muazzam gerçekliğin yerini almaktadır?"
İnsan hep kendisini yürekli sanir. İçinde bir korku düşünce de bunu olağan saymaz. Kahrından ölür, delirir. Neden korkuyorum diye, aklını oynatır. Korku insan oğlunun yüreğini işlemiştir, bunu bilmez. İnsanoğlu salt korkudur, bunu bilmez. Bilmez de kendine yediremez korkuyor…
Sayfa 66
Kendini çırılçıplak, desteksiz, dünyanın ortasında yapayalnız kalmış sanıyordun, değil mi? Eskiyaligi bırakınca ayağının altındaki toprağın kaydıgini sandın, değil mi? Bunalıyordun, değil mi? Saklandığın mağarada da  tir tir titriyordun. Benim de başıma geldi. Her insanın başına gelir. Bir insan ne kadar yürekliyse, o kadar korkaktır. Ya da bir insan ne kadar korkaksa o kadar yüreklidir. Bunun böyle olduğunu bir insan ancak seksenine gelince anlar.
Sayfa 66
Konuşan insan, öyle kolay kolay dertten ölmez. Bir insan konuşmadı da içine gömüldü müydü, sonu felakettir.
Sayfa 216