“Sakın tepenize bir sırça köşk kurmayınız. Ama günün birinde nasılsa böyle bir sırça köşk kurulursa, onun yıkılmaz, devrilmez bir şey olduğunu sanmayın. En heybetlisini tuzla buz etmek için üç beş kelle fırlatmak yeter.”
Kadere meydan okumanın çok çeşitli yolları vardır ve neredeyse hepsi de boşunadır ve en kötüsünün olacağını düşünmeye mecbur kalırken en iyisinin olacağına inanmak ise bu yolların en sıradanlarındandır…
Ve herhangi bir ayaklanma halinde topraklarını kaybedecek olan büyük mal sahiplerinin tarihe bakacak, tarihi okuyacak ve şu büyük gerçeği görecek gözleri de var: Mal birkaç kişinin ekinde birikti mi, ellerinden alınır. Başka bir gerçek daha: Halkın büyük bir kısmı aç ve çıplak olunca, istediğini zorla alır. Ve bütün tarih boyunca haykıran küçük bir gerçek daha: Baskı, ancak baskı altındakileri güçlendirir ve birbirine bağlar. Büyük mal sahipleri, tarihin bu üç haykırışına kulaklarını tıkamışlardı. Toprak birkaç kişinin eline düşüp de topraksızların sayısı arttı mı, büyük mal sahiplerinin her çabası, baskıya doğru yönelirdi. Ellerindeki paraları, büyük malikanelerini koruyacak silahlar ve gazlar almak için harcadılar; isyan mırıltılarının önüne geçmek için her yana casuslar gönderdiler. Ekonomik gelişme, reform projelerine kulak asan olmadı; başkaldırmanın nedenleri kaldığı halde, yalnızca başkalandırmanın bastırılması düşünüldü.
Zoru henüz kolayken tasarla, büyüğü henüz küçükken yap. Dünyanın en zor işleri henüz kolayken gerçekleştirilmeli, dünyanın en büyük şeyleri, henüz küçükken yapılmalıdır. Bu nedenle bilgeler asla büyük olanı yapmazlar ve ululuklarına bu yolla ulaşırlar.