"Sen gerçekten ruh hastasısın!" diye bağırdım, sinirden gözüm dönmüştü.
"Eh," dedi kaygısız bir tonla. "Buralardaki tek deli sen olsan çok sıkılmaz mıydın?
Önündeki yarısı yenmiş bifteğe baktı ve aniden, onu kas ve sinirden oluşmuş iri bir parça olarak gördü. Kan kırmızısı bir parça. Bir zamanlar yaşayan, hareket eden, yiyip içen ve sonra kafasına tokmakla vurulup öldürülen -tramvay kuyruğunda sıra bekleyenler gibi sırası gelince öldürülen gerçek bir inek olarak...Elbette, herkes biliyordu bunu. Ama çoğu zaman kimse düşünmezdi. Süpermarkette selofan kağıtlara sarılıp paketlenir, ürün ve fiyat etiketi yapıştırılırdı, fındık ezmesi veya fasulye konservesi alır gibi. Kasaba gittiğinizde bile, o eti öyle beceriyle ve hızla sararlardı ki, tertemiz ve resmi bir ürünü haline gelirdi.
Normalde bilirsin, böyle durumlarda sinirden ya karakolluk ya hastanelik olurum. Ama bu sefer olanları büyük bir sükûnetle karşıladım. Yapılacak hiçbir şey kalmadığını anladığın andaki o kafa rahatlığı hiçbir şeyde yok cidden. Neticede olan olduysa, olan olmuştur Osman.
...
Cennet vatanımızın politik gündeminden saçlarım beyazladı, sinirden yatak sardım, kaputumdan dumanlar çıkartyorum. Ülkenin hali hal değil, bu olanlar yalnız başına taşınacak gibi değil. Gelip biraz destek atsan ne güzel olur Osman, ben kaldıramıyorum...
Dişleri sinirden ve utançtan tıkırdıyordu. Herkes soyunmuştu, yüzlerce kişi korku ve soğuktan titreyerek öylece duruyordu. Kâbus gibi bir manzarada gözleri fal taşı gibi açılmıştı ve çeneleri titriyordu. Genç, yaşlı, şişman, zayıf kadınlar, küçük erkek ve kız çocukları birlikte durmuş bundan sonra ne olacağını merak ediyordu.