Herkese merhaba #olayyerikitapkulübü eşliğinde, @ephesusyayınları tarafından gönderilen ve benim de çok sevdiğim yazarlardan biri olan John Marrs'ın Önce Sen Beni Öldürdün kitabını okuduk.
John Marrs'tan okuduğum üçüncü kitap olan Önce Sen Beni Öldürdün, benim için Yolcular'dan sonra en sevdiğim Marrs kitabı oldu. Hikâye, aynı mahallede yaşayan ve dışarıdan bakıldığında kusursuz bir hayat süren üç kadının etrafında şekilleniyor. Liv, Anna ve Margot'nun hayatları iç içe geçtikçe dostluklarının ardında saklanan sırlar, kıskançlıklar ve karanlık gerçekler birer birer gün yüzüne çıkıyor.
Kitabın en sevdiğim yanı, merak duygusunu ilk sayfadan son sayfaya kadar canlı tutması oldu. Kimin doğru söylediğini, kime güvenilmesi gerektiğini anlamaya çalışırken sayfalar adeta su gibi akıp gidiyor. Karakterlerin zaman zaman sinir bozucu kararlar vermesi ise hikâyeyi daha gerçekçi kılmış.
Özellikle Margot karakteri bende güçlü duygular uyandırdı; onu okurken hem şaşırdım hem de bol bol sinirlendim. Ancak en çok sinirlendiğim karakter sanırım Anna oldu. Yaptığı bazı şeylerin sonuçlarıyla yeterince yüzleşmediğini düşündüğüm için finalde onun adına biraz daha farklı bir kapanış bekledim. Bu durum beni sinirlendirse de karakterlerin bende bu kadar güçlü duygular uyandırabilmesi, yazarın onları ne kadar başarılı yazdığını gösteriyor.
Tek eleştirim ise çeviri ve düzenleme sürecinde gözüme çarpan bazı teknik hatalar oldu. Ancak hikâye o kadar sürükleyici ve akıcıydı ki bu durum okuma keyfimi çok fazla etkilemedi.
Psikolojik gerilim, aile sırları, bol entrika ve karakter odaklı hikâyeler seviyorsanız bu kitaba kesinlikle bir şans vermelisiniz. Son sayfasına kadar temposunu koruyan, elden bırakması zor bir okuma deneyimiydi.
Puanım: 8,5/10