"Çok yürüdüğümü sanıp, dönüp arkaya baktığımda, başlama noktasından hiç de o kadar uzaklaşmadığımı görmek dünyanın en iğrenç duygularından biriydi. O kadar sinirlendim ki elimdeki çantalara aldırmadan koşmaya başladım. Yamaca doğru. Ben koştukça, kovaladıkça kaçıyordu her şey. (...) Bugüne kadar yakalayamadığım her şey için koşuyordum. Ellerimin arasından kayıp gitmiş her şeyin peşinden!"
Hz. Ali(ra) şunu söyledi: "Onu tam öldüreceğim sırada yüzüme tükürdü. O anda çok sinirlendim. Eğer o sinirle onu öldürseydim belki onu nefsim için öldürmüş olacaktım. Bundan dolayı dışarı çıktım, sinirlerimi yatıştırdım, kendimi yapacağım işin Allah için olduğuna ikna ettim, öylece onu öldürdüm."
Annem son zamanlarda yakın bir arkadaşı yüzünden epey ce para kaybetti. Aldırmadım mı? Omuzlarımı silkip kahvem den bir yudum daha alıp dizi seyretmeye devam mı ettim? Hayır, çok öfkelendim. Çok sinirlendim. “Hayır anne, gidip bir avukat bulacağız ve o serseriye dava açacağız. Neden mi? Çünkü bu işi kafaya taktım ve gerekirse o serserinin hayatını zindan edeceğim!” dedim. Bu durum kafaya takmama sanatının ilk ustalığını resim ler. “Allah kahretsin, Mark Manson kafaya takmaz,” dedi ğimizde, Mark Manson hiçbir şeye aldırmaz demek iste miyoruz, tam tersine, Mark Manson amaçlarına ulaşmaya çalışırken karşısına çıkan tersliklere aldırmaz diyoruz, ama doğru, önemli ve onurlu olduğuna inandığı bir şeyi yaparken de birilerinin canını sıkmayı kafasına takmaz. Mark Manson kendisi hakkında üçüncü tekil şahsı kullanarak yazı yazabilen biridir diyoruz çünkü bunun doğru olduğuna inanıyor. Ve kafasına takmıyor.
Buhârî’nin, el-Edebü’l-Müfred’inde Atâ b.
Yesâr’ın naklettiği bir rivayet şu şekildedir: “Abdullah b. Abbas bir mecliste otururken bir adam gelip ona selam verdi. O da adamın selamını aldı ve İbn Abbas’ın önüne oturdu. ‘Ey Peygamberin amcasının oğlu! Çok büyük bir sorunum var.
Senden başka kimseye de bunu soramam.’ dedi.
İbn Abbas sormasını istedi. Adam: ‘Bir kızı sevmiştim. O kızla nikâhlanmak için çok gayret sarf ettim. O kız beni istemedi. Sonra duydum ki başka biri istemiş ve onu kabul etmiş. Bunu duyunca o kadar sinirlendim ki gittim o kızı öldürdüm.
Şimdi benim tevbemi Allah kabul eder mi?’ diye sordu. Kasten adam öldürmenin Kur’ân’daki hükmünü bilen Abdullah b. Abbas şöyle dedi:
‘Annen hayatta mı?’ Adam ‘Hayatta değil.’ cevabını verince Abdullah b. Abbas: ‘Ben ne yapabilirim ki senin için? Git Allah’tan tevbe iste.’ dedi. Böyle büyük bir cürüm karşısında İbn Abbas’ın ‘Annen hayatta mı?’ şeklindeki sorusu sebebiyle sarsıldım ve adam gider gitmez İbn Abbas’ın yanına vardım. ‘Ey İbn Abbas! Neden böyle bir şey söyledin?’ diye sordum. O da: ‘Vallahi ey Atâ! Ben Allah’ın kitabından ve Peygamberinin sünnetinden anne hakkı konusunda o kadar çok şey duydum ki, herhâlde adam annesini razı etseydi Allah da onun tevbesini kabul ederdi.’ diye cevap verdi.”
Adam, "Neden hep bu kadar sinirlisin anlamıyorum," deyince daha da sinirlendim.
"Sinirli değilim," dedim sinirle. "Sadece bu ilişkide çabalayıp duran tek taraf olmaktan yoruldum. Artık hiç konuşmuyoruz. Sanki kocamla değil de bir ev arkadaşıyla yaşıyor gibiyim. Günümün nasıl geçtiğini sorduğun yok, işimin nasıl gittiğini sorduğun yok, nasıl hissettiğimi sorduğun yok. Varsa yoksa, 'Akşama ne yaptın?' ya da 'Mavi gömleğim nerede?' ya da 'Anahtarlarımı gördün mü?' Ben ev hanımı değilim. Benim de bir hayatım, bir işim var. Bana kendimi o kadar itici, o kadar sevilmez, o kadar görünmez hissettiriyorsun ki..."