10/10
·162 syf.··
Beğendi
·
2026 121. kitabı
·
4 günde okudu
·
Okunma: 07 Mayıs 2026 00:00
"OVİDİUS MÜZAKERESİ" Muhtemelen Tanrı, çocukları dünyaya iyi davranalım diye yaratıyor olmalı. İçtiği suya "Canım" diyen çocuğu bir ulusun başına yönetici yapın, o ulusun geleceği kurtulur. Distopya türü, genellikle bize uzak gelecekleri, tanımadığımız rejimleri ya da hiç adım atmadığımız şehirleri anlatır. Ama bazen bir kitap çıkar, coğrafyasını bildiğiniz, sokaklarında yürüdüğünüz, dilini konuştuğunuz bir ülkenin çöküşünü öyle sade ve çarpıcı bir sahneye sığdırır ki... Bir kitap düşünün. Ne tamamen bilimkurgu, ne tamamen politika, ne tamamen trajedi, ne tamamen komedi. Ama hepsinden biraz. Ovidius... Romalı şair Publius Ovidius Naso. Onu ölümsüz kılan eser ise Metamorphoses – yani Dönüşümler. Tanrıların insanlara, insanların ağaçlara, kayalara, yıldızlara dönüştüğü; hiçbir şeyin olduğu gibi kalmadığı bir başyapıt. Yazar, bu ismi tesadüfen seçmemiş. "Müzakere" ise; Normalde bir sorunun çözümü için yapılan görüşme demektir. Ama bu kitapta kelime, bütün anlamının tam tersine hizmet ediyor. Çünkü Ovidius Müzakeresi'nde yapılan şey çözüm değil, teslimiyettir. Pazarlık değil, sindirilmedir. Hikâye, 2060'lı yılların Türkiye'sinde, ıssız bir dağ motelinde geçiyor. Her biri farklı coğrafyalardan gelmiş, aynı zorunluluğun içinde var olmaya çalışan insanlar. Bu motel, bir ülkenin özeti gibi. Makedon patron, Afgan müdür, Suriyeli şef, Özbek temizlikçi, Afrikalı dilsiz genç, Diyarbakırlı bulaşıkçı. Her biri kendi geçmişini, kendi travmasını, kendi sessizliğini taşıyor. Ve aynı karmaşanın içinde, farklı yollardan da olsa bir şekilde yer buluyorlar. Kitap boyunca bir belirsizlik hâkim. Kim ne yapıyor? Kim iyi, kim kötü? Kimin anlattığı doğru? Bu sorular zihninizde sürekli dönüp duruyor. Herkes bir muammayı taşıyor, sinirler gergin, anlamak güç, gereklilik şüpheli. Ve absürt bir
Edebiyat
Ovidius MüzakeresiDadal Ugan · Ange Yayınları · 20256 okunma
7/10
·225 syf.··
2018 58. kitabı
·
1 saatte okudu
·
Okunma: 14 Nisan 2018 00:00
Richard Hughes’in yayımlandığı dönemde bol tartışmalara sebep olan, yıllarca sansür yemiş Jamaika’da Bir Fırtına, çocukluğun yitirilişi ve masumiyetin kayboluşu üzerine rahatsız edici, okunması gereken bir roman. Hughes’in sömürge topraklarına bir süre için gelen Thorton ailesinin Jamaika’daki fırtınadan sonra, onları gemi ile memleketlerine, İngiltere yollamaları ve çocukların korsanlar tarafından kaçırılmasını konu ediniyor. Gemide yaşanan o kadar rahatsız edici olaylara rağmen, yazarın sükunetini koruyarak en iğrenç vaziyetleri dahi sakince anlatması, sinirler katbekat geriyor. Özellikle karakterlerdeki hissizlik arttıkça, okudukça sancılar başlatıyor okuyucuda. Dikkat edilmesi gereken, Emily adlı karakter bence, ve Margaret tabii. Elbette olaylar bunlarla sınırlı değil, neler neler... ⠀ Hughes’in eseri, Sineklerin Tanrısı ve diğer muadillerinin edebiyatta (çocukluk masumiyetinin yitirilişi) işlenmesine önayak oldu. Aslında, bu durum resim sanatında da, 1909’da Viyana’da eserlerini sergileyen Oskar Kokoschka’nın “Children Playing” adlı resmi, yine kıyametler koparmıştı. Normal bir resim olan eser, o güne kadar Velazquez, Rubens, Gainsborough ve Reynolds tarafından resmedilen eserler gibi, güler yüzlü ve masumca resmedilmemişti çocuklar. Çocukluğun saflığının resim sanatında dışarı itilmesi de, Kokoschka’nın büyük parmağı var. Sizin için eseri de ekledim posta. Not: Merkez Kitaplar müthiş bir yayınevi idi. Devamı olarak açılan Turkuvaz Yayınları da öyle. Ne yazık ki kapandı. O yüzden, bu yayınevlerinin kitaplarını bulduğunuz an edinin, pişman olmazsınız. Bu romanı da okumanız gerekiyor.
Jamaika’da Bir FırtınaRichard Hughes · Jaguar Kitap · 2020112 okunma
Ters Köşe Final Sevenler Buraya!
Bazı hikâyeler tam tahmin ettiğin gibi ilerler. Bazılarıysa son sayfada tüm bildiklerini sorgulatır. 🤯 Ters köşeleri seviyorsan, seni sonuna kadar merakta bırakacak 3 kitap önerisini keşfetmeye hazır ol!
10/10
·431 syf.··
2026 52. kitabı
·
35 saatte okudu
·
Okunma: 13 Nisan 2026 11:24
Böyle bir kitabı bu kadar geç keşfettiğim için kendime kızıyorum… çünkü BAYILDIM! Kısaca konusundan bahsedeyim: Briana ve Jacob ikisi de acil servis doktoru. Tam Briana terfi almak üzereyken Jacob aynı hastaneye geliyor ve ister istemez onun rakibi haline geliyor. Zaten bu dönemde Briana; boşanma süreciyle uğraşıyor, üstüne bir de kardeşinin böbrek yetmezliğiyle mücadele ediyor. Yani sinirler zaten pamuk ipliğine bağlıyken Jacob’a karşı oldukça sert davranıyor. Peki Jacob? Sosyal anksiyetesi olan, içine kapanık ama inanılmaz derin bir karakter. Bu hastaneye gelmesinin sebebi ise daha da kırıcı: Eski sevgilisi, Jacob’un kardeşiyle evlenmek üzere… Terk edilmenin ağırlığıyla baş edemeyen Jacob, yeni bir başlangıç için buraya geliyor. Aralarındaki o ilk gerginlikten sonra Jacob, Briana’dan özür dilemek için ona bir mektup bırakıyor. Çünkü kendini en iyi yazarken ifade edebiliyor… Ve işte her şey o mektupla başlıyor. Aynı zamanda Jacob’ın, Briana’nın kardeşine böbrek donörü olması… Gerçekten gördüğüm en güzel kalpli karakterlerden biri olabilir. Yazar sosyal anksiyeteyi öyle gerçekçi yazmış ki… Jacob’un bazı sahnelerinde gerçekten içim parçalandı. Dışarıdan görünmeyen şeylerin, insanın içinde nasıl bir fırtınaya dönüştüğünü o kadar iyi hissettiriyor ki… Mektuplaşmaları ilerledikçe aralarındaki bağın ne kadar doğal, ne kadar tamamlayıcı olduğunu görüyorsunuz. Briana; komik, anlayışlı ve Jacob’ın en zor anlarında onun güvenli alanı. Hatta kalabalıkta paniklediğinde onu sakinleştirmek için bir “güvenli kelime” bile belirliyorlar Jacob ise tam anlamıyla bir green flag. Hayvanlara yaklaşımından, insanlara olan şefkatine kadar… kalbi o kadar güzel ki. Ve tabii ki… Jacob’un Briana’dan bir isteği oluyor: Kardeşinin düğününe onunla “sevgili rolünde” gitmesi. Evet evet, fake
En İçten DileklerimleAbby Jimenez · Epsilon Yayınevi · 2024413 okunma
8/10
·400 syf.··
Beğendi
·
2026 5. kitabı
Sizin içinde kartlarla oluşan sinirler ve kartı olan herkesin kendini üstün sanmasını anlatan. İçerisinde karışık ve güzel bir hikaye sunan birazcık +18 ı olan fantastik bir roman okunulabilir.
Roman
Bir Karanlık PencereRachel Gillig · Olimpos Yayınları · 20232,047 okunma
Puan vermedi·404 syf.·
2026 27. kitabı
“Akıl Hastalığımın Hatıratı” gürültü bir metin. Tanrı’nın ışınları, sinirler, ilahi müdahaleler, dönüşüm korkuları, kozmik komplolar… Ama bütün bu çılgınlığın ortasında ürkütücü bir mantık var. Bu kitap deliliğin içinden yazılmış bir metin değil sadece; deliliği aklamaya çalışan bir savunma metni gibi. Schreber sürekli bir ispat çabasında. “Ben aklımı kaybetmedim, olanları doğru yorumluyorum” diyor adeta. Bir insanın kendi zihnine karşı dava açması gibi bir şey bu. Schreber bir hâkim. Hukuk diliyle, sistematik bir biçimde, yaşadığı psikotik deneyimleri anlatıyor. Tanrı’nın onun sinir sistemine müdahale ettiğini, insanlığın kaderinin onun üzerinden yürüdüğünü, kadın bedenine dönüştürülmek istendiğini düşünüyor. Ve bütün bunları öyle ciddi, öyle düzenli anlatıyor ki bir noktadan sonra “gerçeklik” dediğimiz şeyin ne kadar kırılgan olduğunu fark ediyorsunuz. Bu kitabı okurken ister istemez Sigmund Freud’u ve Carl Gustav Jung’u düşünmemek mümkün değil. Freud, Schreber üzerine ünlü bir vaka analizi yazmıştı. Paranoid hezeyanları bastırılmış eşcinsel arzularla ilişkilendirmişti. Açık söyleyeyim: Freud’un yorumu bana fazla indirgemeci geliyor. Her şeyi cinselliğe bağlama refleksi burada da devrede. Jung açısından bakınca ise metin daha arketipsel bir boyut kazanıyor. Tanrı figürü, kozmik düzen, dönüşüm teması… Bunlar kolektif bilinçdışının imgeleri gibi okunabilir. Ama şunu da kabul etmek gerekiyor: Schreber’i sadece bir “teorik malzeme” olarak okumak, metnin insani dehşetini hafifletiyor. “Akıl Hastalığımın Hatıratı” sadece bir psikiyatri vakası değil. Aynı zamanda modern öznenin kırılganlığına dair bir belge. 19. yüzyılın rasyonel, hukukçu, düzenli adamı; bir anda kozmik bir komplonun merkezine yerleşiyor. Akıl ile inanç, beden ile kimlik, güç ile edilgenlik arasındaki
1000Kitap
Akıl Hastalığımın HatıratıDaniel Paul Schreber · Pinhan Yayıncılık · 201536 okunma
Mutluluğa Giden Yol
6/10
·160 syf.·
2026 6. kitabı
Descartes bu eserinde neredeyse bütün duyguların doğuş nedenini ve amaçlarını incelemiş.Kitapta en çok dikkatimi çeken şey Descartesin duyguları biyolojik olarak acıklaması oldu.Bütün duyguların epifiz bezinden çıktığını ve sinirler yardımıyla vücudumuza yayıldığını söylüyor.Kitabın sonunda mutluluğa ulaşmanın yöntemiden bahsediyor bu yöntem stoacilarin yaptığı ve önerdiği gibi tutkuların yok edilmesi çilecilik vs değil doğru bilgi ve irade yoluyla duyguları aklın kontolüne vererek huzura kavuşturmak.Okuması kolay ve yer yer sıkıcı bir eser.
Felsefe
Ruhun TutkularıRené Descartes · Türkiye İş Bankası Kültür Yayınları · 20201,851 okunma