Bana kendimi mazoşist gibi hissettirmesine izin verdiğim bir Thomas Bernhard vardı, Laszlo da geldi yanına oturdu.
Başka türlü nasıl anlatılır bilmiyorum.
Sanki sonuna geldiğimde başını çoktan unutmuş olduğum cümleleri birkaç kere sesli okuyup sonunda “şimdi anladım” dememişim gibi;
Sanki anladığım şeye güvenemediğim için birkaç sayfa geri gidip yeniden baştan okumamışım, “evet ya tamam” diye kendimi telkin etmemişim gibi;
Okurken sinirden kahkaha atmamışım gibi;
Kitabı bitirip “aaa çok güzeldi ama bu” dedim. Evet, böyle yaptım.
Yeşaya, yani bildiğimiz adıyla Mesih. Hani bir şeyin gelip her şeyi düzelteceğine dair o inatçı inanç. Kimimiz bunu dinden bekliyor, kimimiz ideolojiden, kimimiz sanattan, kimimiz siyasetten. Bir yerden bir şey gelecek ve her şey “tamam” olacak. Laszlo da bu minnacık metinde bu fikrin etrafında dolaşıyor.
Ortada adı özellikle konulmamış bir sistemin eleştirisi var. Ele geçirdiği her şeyin içini boşaltan, değersizleştiren, çürüten, posasını çıkarıp ‘mış gibisini ortada bırakan, insanlığın anlam üretme biçimlerinin tamamını çökerten bir sistem.
O yüzden metin sürekli lanet okuyor gibi. Şu pasaj da kitaptaki en güzel bölüm:
“Lanetliyorum, dedi, üzerinde lanet tutmayan ve asla tutmayacak olanları, güveni kötüye kullananları, zaferde ve yenilgide o buz gibi hileyi ve zaferin ve yenilginin kendisini de lanetliyorum. Vicdansızı, kıskancı ve zorbayı lanetliyorum ve düşüncelerimde, bayağıyı ve bayağının sonsuz zaferini, pespayeyi, ikiyüzlüyü ve onursuzu lanetliyorum.”
#leylaönal çevirisi, kim bilir ne kadar zordur çevirmek