Heykeltıraş Ski'ye gelince, Lehçe olan soyadının telaffuz zorluğu yüzünden ve ayrıca kendisi de, belirli bir sosyete muhiti içinde yaşamaya başladığından beri, gayet saygın, ama biraz sıkıcı ve sayıları çok kalabalık olan akrabalarıyla karıştırılmak istemiyormuş gibi davrandığı için bu ad verilmişti kendisine; kırk beş yaşında, son derece çirkin bir adamdı; on yaşına kadar, dünyanın en büyüleyici harika çocuğu ve bütün hanımların gözdesi olduğundan, hâlâ çocuksu, kaprisli ve hayalci bir yanı vardı.
Prof. Dr. Celal Şengör toplumun içinde bulunduğu durumu bir makalesinde aşağıdaki satırlar ile özetliyordu: “Halkımız kravat takar, lüks otomobillerde dolaşır, bikinili hatunları sosyetik plajları doldurur veya borç harçla lüks kayak merkezlerinde, omuzda ski caka satar, doğayı tahrip etme pahasına şehirlerini şekilsiz gökdelenlerle, alışveriş merkezleriyle doldurup, oraları yaşanmaz hale getirir. Ama tüm bu halk zenginiyle fakiriyle, şehirlisiyle köylüsüyle zır cahildir. Kendi tarihinden habersizdir. Aslında ne dilini, ne dinini bilir, ne geleneklerini tanır, ne de toplumsal değerlerinin evriminden haberdardır.”
Ras bir belaydı ve burada geçirdiğim süre boyunca ondan uzak
durmak için elimden gelen her şeyi yapacaktım. Ne isterse onu yapmaktan bahsetmek onun için yeterince kolaydı. O benim hayatımı
yaşamamıştı. Uzun zamandır bu cennette, patron yerine koyduğu
arkadaşıyla ve sonsuz berrak sularda jet ski üzerinde çıplak gezmesine
izin veren bir kültürde yaşıyordu.
Peygamberimiz’in buyurdugı din yolınun dikenleri ve halkun çirkin ko-kuları bunlarun hakkındadur. Zira halkı Halik’a da’vet iderüz dirler.
Ve lâkin hakikatte halka zarar iderler. Ve müridlerinün kimi lûtî, kimi pûtî, kimi dehrî, kimi sûki, kimi bekri, kimi oglan, kimi uşak. Dahı kendülerin bilmezler. Ve kendilerün Hz. Şeyh Hüseyin Şiblî, Cüneyd-i Bağdadî, Bâye-zid-i Bestâmî ve Hasan-ı Basrî yirlerine koyup da’vâyı keramet iderler. Bunlar koyun başlı kurtlardur. Ve daşları aydın, içleri karanluk. Cemi’a lokma-pe-rest-i goft horlardur. Ve hengâme-gîr-i zerrâk-ı sâluslardur. Peygamberimüz buyurmuşlardur ki:
“Ahir zamanda kurtlar çoban ola, ana uyanlar ser-gerdân ola”. Zira ken-dülere bühtan iderler ki “Hak bizi halîfe idübdür” diyüb şişüb ve köpürüb ka-barurlar. Hâşa ki sümme hâşa ki cîfe halîfe-i Hak olamaz. Yalancı velî olmaz.
Dilenci ba’yı, olmaz, yâni ganî olmaz. Yirde ve gökde halîfe-i Hak olanun hayâtı ve memâtı elinde olub kabz u bast azl u nasba hâkim olur. Bi-iznihî Taâlâ.
Pes imdi öyle olan mürşidlerün mezhebi, avam mezhebidür. Avam ile hemdem olan ehl-i şekâvetdür. Ehl-i saâdet bunlara karışmaz. Ömr-i nâzenin-lerün zayi’ idüb hayvanlara alef irmez. Zira halka dâm-ı tezvîr içün başlarun kabartub bol cübbeler giyüb yünden şemle sarub ve bellerine zünnâr gibi tiğ u bend ve kemer baglarlar. Ve musâhabet iderken hasta gibi aheste âheste söy-lerler. Benüzlerün sarardub dudaklarun kemerlendürürler. “Muttasıl oruçdur” disünler diyü böyle yaparlar. Bunlar her dem başlarun aşagu salarlar ve gâh gâh sadık âh iderler. Gâh gâh benüzlerün tebeddüle cehd iderler. Ve’l-hâsıl yalan remiz ve mühmel işaretler iderler ki, yâ’ni pîrinden anlara ziyâde na-zar olmuşdur disünler.