Oblomov, çok güzel okunan ve merak uyandıran bir eser. Oblomov, zengin bir ailenin tek çocuğu ve dönemin dünyasında yaşamak için ekstra bir gayret göstermesi gerekmeyen soylu biri. Tembelliği, hayatta kalmak için bir çaba göstermesine gerek kalmaması ile alakalı olabilir. Uşağı Zahar ile "tencere kapak" ilişkisi vardır; en eğlenceli kısımlar hep ikisi arasında geçer. Dış dünyada kendi dikkatini çekecek hiçbir şey yoktur. Daha önceleri devlet dairesinde çalışmış ama kendisini diğer insanların makam ve mevki gibi dünyevi ihtiraslar peşinde paralamasına anlam verememiştir. Kalabalık bir şehirde, merkezi bir yerde olan dairesinde zaman onun için durmuştur. Köyünden gelen acil mektuplara cevap vereceği günü seçmesi bile bir haftayı bulur, mektup yazmaya karar vermesi ise aylar sonrasına kalır.
Çocukluk arkadaşı Stolz'un zorlaması ile dünyası adım adım yok olur. Stolz, yaşamın boş olmadığına, her günün yeni bir mucize olduğuna inanırken; Oblomov yaşamın anlamsız olduğunu savunur. Bu denklem Olga ile tanışmasıyla birlikte altüst olur. İnsan ne kadar durup hiçbir şey yapmak istemese bile hayat sürekli ilerlemek zorundadır. Kendimize koyduğumuz hedefler bile, o hedefe ulaştığımızda hemen yenisiyle yer değiştirecek ve koşturmaca devam edecektir.
Oblomovİvan Gonçarov · Türkiye İş Bankası Kültür Yayınları · 202149,8bin okunma
Adını bilmediğimiz karakterimiz; işlediği suçun tam olarak ne olduğu belli olmayan ama ölümle sonuçlanan bir olaydan sonra idam cezası almasıyla olaylar gelişir.
Victor Hugo, idama karşı olarak yazdığı bu kitabı ilk basımında, adını kendisini korumak için kitabın üzerinde bastırmaz. Avukatı, idam cezasını kürek mahkûmluğuna çevirebileceğini söylediğinde "Ölürüm, daha iyi." demiştir. İdam cezasının halkın üstünde bir demir yumruk gibi sürekli sallandığını ama halkın bunu öyle görmeyip bir festival havasında kutladığını anlatır. İdam cezası alan mahkûmun cezasının uygulanmasına 16 gün olduğunu öğrendikten sonra, onunla birlikte hücresinde cezanın uygulanmasını beklemeye başlarız. Bu süre içerisinde ölümü beklerken yaşadıkları ile okuyucu empati yapmaya zorlanır. Cezaevi şartları çok kötüdür. Suç işleyen bir mahkûm cezasını çekse bile bundan sonraki yaşamında, daha önce suç işlediği için toplum tarafından dışlanır. Küçük suça karışmış olan suçlular, daha sonra cezalarını çekip hapisten çıktıklarında iş bulamaz, açlıkla baş başa kalırlar. Bir mahkûm ekmek çalarak tekrar kürek mahkûmu olur.
Yazar bence sistemin, işlenen bir suçu önlemek yerine tekrar eden bir döngüye hapsettiğini anlatıyor. Ölüme karşı dik duruş gibi bir olayın yaşanması mümkün değildir. Mahkûm, idam kararının verildiği gün ruhu ölmüş, bedeni dünyada kalmış biridir. Küçük kızı ile vedalaştığı bölüm, bazı okuyucular için empatinin doruğu olabilir. Anlatmak istediği düşünceyi çok kısa ve tüm çıplaklığı ile okuyucusuna aktaran mükemmel bir eser.