Bir gün, ders boşken çıktım sınıftan, 4-C'ye daldım. Beden eğitimindeydiler, kimse yoktu içeride. Esrar bir gücün etkisi altına girmiş gibi, robot gibi Yasemin'in sırasına yürüdüm, çantasını açtım, kokulu pembe silgisini alıp attım cebime. Artık duvara bakmıyor, silgiyi kokluyordum bütün ders. Silginin gülü andıran kokusu, Yasemin'in kokusu olup çıkmıştı. O kadar meşguldüm ki silgiyle, koku burnumun içinde yuva yapmıştı. Rüyalarımda bile o kokuyu görüyordum. Koku görülür mü? Görülüyordu işte, bazen ufka doğru kanat çırpan bir kuş, kimi zaman dörtnala koşan bir at, deliğe giren karınca, çatıya tırmana kedi kisvesinde, ama her seferinde kaçan, uzaklaşan, kaybolan, beni ter içinde, nefes nefese uyandıran... Dahası, koku yenir mi? Yenir. Yedim. Dayanamadım bir gün, koklamak kâfi gelmedi, silgiyi ısırdım, kopardım ucunu, gözlerimi kapatıp çiğnedim, çiğnedim, çiğnedim, yavaşta yuttum sonra, hazla kamaştı çenem.