Oyunla, eğlenceyle, yiyip içmekle geçen günlerin ardından, Anadolu Ekspresi’nin kalkmasını beklerken ikimiz de ayrılacağımızı, uzun bir süre görüşemeyeceğimizi anlayıverir, duygusallaşırdık. Masatenisi ve bilardoda sen yenerdin, langırtta ben, ayrılık ikimizin birden canına okurdu. O ayrılık öncesi konuşmaların iç burkucu tarafı: Birbirimizi ne kadar çok sevdiğimizi, ne kadar çok özleyeceğimizi sözcüklere dökerken, “Ölmeyeceksin, yaşayacaksın!” diye kandırılan hastalara benziyorduk.
Bir kurmaca karakteri ve onun etrafında (veya tam olarak etrafında olmadan) gelişen bir hikayeyi okuyacağınızı sanarak okumaya başlıyorsunuz. Okudukça aslında bunun bir kurmaca karakter olmadığını, içimizden, bizden, ruhumuzun derinliklerinden gelen bir tarafı olduğunu; hikayenin kurmaca olmadığını, bizim hikayemiz olduğunu fark ediyorsunuz...
Ha tabii bir de okumadan önce önyargıyla yaklaşıyorsunuz kitaba... "Zor kitap" diyorlar, "Bazı kısımları çok sıkıcı", "Bizzat ben yarıda bıraktım, çok kafa açıyor ne olduğunu anlamadım bir türlü" diyorlar... Etrafınızda kendinize yakın bulduğunuz insanlar varsa onlar "Yıllar önce çok severek okumuştum, bence mutlaka okumalısın." -veya buna benzer bir şey- demiş olabilir elbette. Tabii önyargınız bununla bitmiyor. İçerisinde "Olric", "efendimiz" gibi kelimeler geçen fazlaca sallamasyon alıntının kitabın içinde de var olduğu düşüncesi peşinizi bırakmıyor. Kitabı okudukça da bu alıntıların gerçek olamayacağı düşüncesi sizi ayakta tutuyor ve kitabı bitirdiğinizde rahat nefes alabiliyorsunuz...
Kitabın zor olduğu kısmına katılmakla birlikte karakterlerin geçirdiği duygusal ıstıraplar kadar zor olmadığı düşüncesindeyim. Evet, kitap zor. Okurken bazen anlamadığımız veya bizi çok zorlayan -noktalama işaretlerinin yaklaşık 70 sayfa kadar kullanılmaması gibi- yerler mevcut. Ama asıl zorluğunun bu olduğunu sanmıyorum. Kitabın ilerleyen kısımlarında Selim'in iç dünyasını yakından görmek, kendimizde Selim'e ait izler bulmak ve en sonunda üzülerek veya teslim olarak -veya hem teslim olup hem üzülerek- ona hak vermek kitabın en zor tarafı olmalı. Canım Selim! Ayrıca kendinin "disconnectus erectus" olduğunu fark etmek de cabası...
Turgut Özben'in en yakın dostu Selim'i kaybettiğinde yaşadığı acı, onun bu ani gidişine anlam arayışı, gittikçe