Babanız, dedeniz veya dedenizin babası okusa belki de yaşadıkları dönemin ne kadar zor olduğunu Türkiye'nin hangi aşamalardan fikir ayrılıklarından geçtiğini ve düşüncelerin bedelinin ne kadar ağır olduğunu hatırlayıp geçmişe dalabilirler belki.
He, gel gelelim ben gibi bir ortalama Türk vatandaşıysanız. Yani ekonomik kriz, işsizlik, yolsuzluk, liyaketsizlik, ahlaksızlık, kansızlık ve sayamadığım birçoğunu gördüyseniz maalesef o dönemin siyaseti sizi çok etkilemiyor, hafif kalıyor. Siz Türk adından bahsedilirken utanılan bir dönem gördünüz mü? Atasını tanımayan sadece it peşinde gezen yolsuzları? El üstünde tutulan terör sevicilerini? Ya da bitmek bilmeyen pedofili ve ahlak hırsızlarını?
10 yıl önce okusam son 10 yılı görmediğim için 1960 yılının siyaseti fazlasıyla sert gelebilir ve kitaptan alacağım etki kat kat artabilirdi. Gel gör ki öyle bir dönemde okudum ki bazı noktalar artık şaşırma huyumun maalesef direnç kazanmasından ötürü anlamsız bile geldi. Olabildiğince Kenan-Nermin-Günsel üçlüsü üzerinde durup kitaptan keyif almaya çalıştım. Sonu benim için tatmin edici bir şekilde bitti, kitabın elimde uzamasının sebebi ise bulamam. Bildiğin evin içinde kaybettim. Bir ara buldum sandım meğer Sofie'nin Dünyası imiş. Çok güzel kitaptır bu arada felsefeyi keyif alarak öğrenmek isteyen için öneririm. Neyse, ders notlarımın arasında çıktı.
Kitabın en önemli özelliği bana kalırsa 700 sayfa boyunca Kenan'ı boğmak istesen de bir yandan kendi içindeki ruh bunalımlarına(yer yer) hak veriyor olmak. Günsel çok gotik bir abla. Nermin de tipik o dönemin gariban insanı. En çok ona üzüldüm, bir de şimdiki gençlere. Görüşmek üzere.