Roman, Polonya’nın taşrasında, ıssız ve sert bir coğrafyada yaşayan, yaşlılığa yaklaşmış, iç dünyası derin, tuhaf alışkanlıklarıyla çevresinden ayrışan Janina Duszejko adlı bir kadının anlatımıyla başlıyor. Duszejko, emekli bir mühendis ve tutkulu bir astrologdur; aynı zamanda doğaya, hayvanlara ve adalete karşı neredeyse mistik bir bağlılığı vardır. Kimseden çekinmeden konuşan, fakat yaşadığı sessizlik içinde giderek görünmezleşen bir figürdür.
Karlı bir gecede Janina’nın kapısı çalınır ve komşusu Büyük Ayak lakaplı adamın öldüğünü öğreniriz. Cesedin çevresinde av hayvanlarının izleri vardır; sanki hayvanlar kendi intikamını almış gibidir. Kasaba polisi bunu sıradan bir kaza olarak görse de Duszejko, yıldızların konumundan Doğa’nın bir mesaj verdiğini hisseder.
Aradan çok geçmeden kasabada başka ölümler yaşanır. Hepsinin ortak noktası, avcılara ya da doğayı kontrol etmeye çalışan erkeklere yönelmiş gibi görünmesidir.
Janina, bu ölümlerin hayvanlar tarafından “uygulanmış adalet” olduğunu savunur; onların yalnızca doğanın dengesini bozanlara tepki verdiğine inanır.
Kasaba halkı ise onu deli, takıntılı, “kadın başına fazla bilen” biri olarak görür. Toplumun onu ciddiye almaması, romanın feminist alt metnini derinleştirir.
Janina, işlediği her fikri astrolojik haritalarla temellendirir. Ona göre insanlar, kaderleriyle birlikte sorumluluklarını da yıldızlardan okumalıdır.
Etrafında yalnızca birkaç kişi onu gerçekten dinler: Diz (Dyzio) ,Yabancı (Borowicz), Küçük Çör.
Onlarla kurduğu bağ, romanın en sıcak damarını oluşturur.
Janina, kasaba yetkililerine raporlar sunar, hayvanlara uygulanan şiddetin insanlara da geri döneceğini anlatır, ama kimse onu dinlemez.
Aksine, onu küçümser, susturur, dışarı iterler.
Toplumun “komik, marjinal, yaşlı kadın” etiketine sıkıştırdığı