Biraz uzun ama okuyun
Yalnızca kendini düşünmediğinde ve paylaştıkça hayatın daha güzel olduğunu göreceksin. Sen paylaştıkça Allah'ın sana daha çok verdiğini hissedeceksin. Bu konuda bizlere ibret olacak ve ders çıkaracağımız Derviş Kaşıkları hikâyesinden size bahsetmeden geçemeyeceğim. "Bir gün dervişe, 'Sevginin sadece sözünü edenler ile onu yaşayanlar arasında ne vardır?' diye sormuşlar. 'Size farkı göstereyim,' deyip, önce sevgiyi dilden kalbine indirememiş olanları çağırarak onlara bir sofra hazırlamış. Gelen herkes sofraya oturmuş ve tabaklar içinde sıcacık çorbalar gelmiş. Sofradakiler kaşık olmadığını fark ettikleri o an sofraya dervişin bir metre boyunda kaşıkları gelmiş. Derviş sofradakilere şöyle bir şart koşmuş: "Bu kaşıkların ucundan tutup öyle yiyeceksiniz." Sofradakiler, 'Peki,' deyip çorbaları içmeyi denemişler Denemişler denemesine de, kaşıklar uzun geldiği için sıcak çorbayı sağa sola dökerek hem kendilerini yakmışlar hem de ağızlarına bir damla bile çorba götürememişler. En sonunda bakmışlar bu iş olacak gibi değil, sofradan aç kalkmışlar. Derviş daha sonra, sevgiyi gerçekten bilenleri yemeğe çağırmış. Yüzleri aydınlık, sevgiyle gülümseyen insanlar sofraya oturmuş. Derviş sofraya oturanlara yine aynı şartı koşmuş. Her biri uzun kaşıkları çorbalarına daldırmış, sonra karşısındakine uzatarak çorbalarını içirmişler. Böylece her biri diğerini doyurmuş ve sofradan afiyetle şükrederek kalkmışlar. Derviş sevgiyi gerçekten yaşayanların farkını soranlara şöyle seslenmiş: 'İşte! Kim ki hayat sofrasında yalnız kendini görür ve doymayı düşünürse o aç kalacaktır. Ve kim kardeşini düşünür de doyurursa o da kardeşi tarafından doyurulacaktır. Şüphesiz şunu da unutmayın: Hayat pazarında her zaman alan değil, veren kazançlıdır." Paylaşmak sevgidir ve hayat paylaştıkça güzeldir...
Sayfa 58·Kitabı okudu
Ebû Tâlib sofraya onsuz asla oturmazdı. Peygamberimiz (a.s.m)’ı sofrada göremeyince: “Muhammed (s.a.v) nerede? Çağırın Muhammedimi gelsin!” derdi. Onun bulunduğu sofradan herkes doyarak kalkardı. Bulunmadığı sofralarda ise çoğu kez yemek biter ama sofradakiler doymazdı.
Din
Ters Köşe Final Sevenler Buraya!
Bazı hikâyeler tam tahmin ettiğin gibi ilerler. Bazılarıysa son sayfada tüm bildiklerini sorgulatır. 🤯 Ters köşeleri seviyorsan, seni sonuna kadar merakta bırakacak 3 kitap önerisini keşfetmeye hazır ol!
Ismet İnönü...
“Tıpkı bundan evvel diğer bazı vekiller hakkında yapıldığı gibi, fikrim alınmaya lüzum görülmeden vekillerim istifaya icbar ediliyor. Emrivakiler karşısında bulunduruluyorum, ileri sürdüğüm mütalaalara itimat edilmiyor, bunlar başkalarından tahkik ediliyor. En mühim memleket davaları alakadar olmayanlarla görüşülerek hep sofra başında kararlaştırılıyor. Sofradan emirler alıyoruz.” Bu son cümle, İsmet Paşa’nın sofraya sapladığı son bıçaktı. “Sofra”, Atatürk’ün payitahtıydı. O halde isyan sofraya değil, sofranın başköşesinde oturanaydı...
Kim sofradan kalktığında, sofraya otururken sahip olduğu iştaha sahiptir? Sahip olunan hiçbir şey ona sahip olmadan önce duyulan istek kadar büyük bir tutkuyla sevilmez.
Sayfa 58
Varlıklı oluşu korkuturdu Abdurrahman b. Avf'ı. "Ben nimetlerin tamamının bize dünyada verilmiş olmasından korkuyorum," demişti bir seferinde. Rahatlıkla imtihanın, sıkıntılarla imtihandan daha zor olduğunu düşünen İbn Avf'ın aklına sofraya oturduğunda sahabenin yoksulluk günleri gelir ve şu sözleri söyledikten sonra bir lokma yemeden sofradan kalktığı olurdu: "Hamza şehit edildi ve onu kefenleyecek bir şeyler bulamadık. Hâlbuki benden hayırlıydı o. Mus'ab b. Umeyr şehit edildi ve onu da kefenleyecek bir şey bulamadık. O da hayırlıydı benden. Bize gelince dünyadan alacağımızı aldık..."
Sayfa 92
1000Kitap
İbrahim ERGÜVEN- Atatürk'ün sofrasını itina ile hazırlardık. Atatürk çok meraklıydı sofraya. Bütün gecesi sofrada geçerdi. Atatürk'ün sofrası bir üniversite gibiydi. Misafirler gelişi güzel konuşmazlardı, Atatürk'ten söz isterlerdi. Daima hakimdi sofraya. Onlara söz verirdi. Kalem, kağıt hiçbir zaman sofradan eksik olmazdı.
Sayfa 225·Kitabı okudu