Modern endüstriyel futbolda küresel elitlerin bu devasa satranç tahtasına önce Rus oligarklar adım attı. Ortadoğulu Şeyhler ve onların arkasındaki devlet fonları ise bu oyunu görüp el büyüten, tabiri caizse masanın kurallarını yeniden yazan ikinci dalga oldu.
Modern futbolda "milyarder dış yatırımcı" çağının resmi miladı Haziran 2003'tür.
Aktör: Roman Abramovich
Hamle: Londra'nın köklü ama o dönem mali krizdeki kulübü Chelsea'yi satın aldı.
Arka Plan ve Refleks: Oligarkların futbola girme motivasyonu aslında bir lüksten ziyade "can ve mal güvenliği" arayışıydı. Sovyetler Birliği'deki şaibeli özelleştirmelerle (Loans for Shares) bir gecede devasa servetlere konan bu isimler, Vladimir Putin'in gücü tamamen eline alıp bazı oligarkları tasfiye etmesiyle köşeye sıkıştılar. Abramovich, servetini Batı dünyasına transfer etmek ve Londra'nın göbeğinde milyonlarca insanın sevgilisi olan bir kurumu yöneterek kendine diplomatik/sosyal bir dokunulmazlık zırhı yaratmak için futbolu seçti.
Rus oligarkların açtığı bu yoldan, futbolun kitleleri peşinden sürükleme ve algı yönetme gücünü fark eden Ortadoğu hanedanlıkları girdi.
Aktör: Şeyh Mansour (Mansour bin Zayed Al Nahyan — Birleşik Arap Emirlikleri Kraliyet Ailesi üyesi)
Hamle: Eylül 2008'de Abu Dhabi United Group vasıtasıyla Manchester City'yi satın aldı.
Arka Plan ve Refleks: Şeyhlerin motivasyonu oligarklardan taban tabana zıttı. Onlar paralarını saklamak ya da siyasi bir sığınak aramak zorunda değillerdi; çünkü zaten devletin ta kendisiydiler. Onların derdi, petrol sonrası dünyaya hazırlanırken ülkelerini finans, turizm ve teknoloji merkezine dönüştürecek bir "Yumuşak Güç" (Soft Power) ve İtibar Yönetimi (Sportswashing) hamlesi yapmaktı.
Bu akımın başarısını gören diğer Körfez ülkeleri de oyuna girdi: 2011'de Katar (QSI)