Modern endüstriyel futbolda küresel elitlerin bu devasa satranç tahtasına önce Rus oligarklar adım attı. Ortadoğulu Şeyhler ve onların arkasındaki devlet fonları ise bu oyunu görüp el büyüten, tabiri caizse masanın kurallarını yeniden yazan ikinci dalga oldu. Modern futbolda "milyarder dış yatırımcı" çağının resmi miladı Haziran 2003'tür. Aktör: Roman Abramovich Hamle: Londra'nın köklü ama o dönem mali krizdeki kulübü Chelsea'yi satın aldı. Arka Plan ve Refleks: Oligarkların futbola girme motivasyonu aslında bir lüksten ziyade "can ve mal güvenliği" arayışıydı. Sovyetler Birliği'deki şaibeli özelleştirmelerle (Loans for Shares) bir gecede devasa servetlere konan bu isimler, Vladimir Putin'in gücü tamamen eline alıp bazı oligarkları tasfiye etmesiyle köşeye sıkıştılar. Abramovich, servetini Batı dünyasına transfer etmek ve Londra'nın göbeğinde milyonlarca insanın sevgilisi olan bir kurumu yöneterek kendine diplomatik/sosyal bir dokunulmazlık zırhı yaratmak için futbolu seçti. Rus oligarkların açtığı bu yoldan, futbolun kitleleri peşinden sürükleme ve algı yönetme gücünü fark eden Ortadoğu hanedanlıkları girdi. Aktör: Şeyh Mansour (Mansour bin Zayed Al Nahyan — Birleşik Arap Emirlikleri Kraliyet Ailesi üyesi) Hamle: Eylül 2008'de Abu Dhabi United Group vasıtasıyla Manchester City'yi satın aldı. Arka Plan ve Refleks: Şeyhlerin motivasyonu oligarklardan taban tabana zıttı. Onlar paralarını saklamak ya da siyasi bir sığınak aramak zorunda değillerdi; çünkü zaten devletin ta kendisiydiler. Onların derdi, petrol sonrası dünyaya hazırlanırken ülkelerini finans, turizm ve teknoloji merkezine dönüştürecek bir "Yumuşak Güç" (Soft Power) ve İtibar Yönetimi (Sportswashing) hamlesi yapmaktı. Bu akımın başarısını gören diğer Körfez ülkeleri de oyuna girdi: 2011'de Katar (QSI)
Tarih
Günün sonunda romantik soft bir sarıLma tüm yorgunluğa iyi geLir..
Hayata Dair
Ne Kadar Kitap Kurdusun?
0-30p: Kontrollü okuyucu 📖 40-70p: Hafif bağımlı 👀 80p+: Geçmiş olsun, kitaplar seni ele geçirmiş 😅
Pillow'd upon my fair love's ripening breast, To feel for ever its soft fall and swell, Awake for ever in a sweet unrest, Still, still to hear her tender-taken breath, And so live ever—or else swoon to death.
Romeo&Juliet
But soft, what light through yonder window breaks? It is the East, and Juliet is the sun. Ama dur! Şu pencereden süzülen ışık da ne? Evet, orası doğu, Juliet de güneşi!
Shakespeare
Dying by the hand Of a foreign man Happily Calling out my name In the summer rain Ciao amore Salvatore can wait Now it's time to eat Soft ice cream
BEDİÜZZAMAN'IN BAHTI ve ŞEYH BEDREDDİN...
Prof. Dr. Ahmed Güner Sayar'ın Şeyh Bedreddin isimli eseri "İyi ki okudum!" dediğim eserlerden oldu. Zîra hazret hakkında kulaktan dolma bilgilerden fazlasına sahip değildim. Kitabı okuduğumda ise kulağıma dolanların çoğunun lâf-ü güzâf olduğunu öğrendim. Bu yazdığıma belki en çok sol görüşlü arkadaşlar şaşıracaklar ama yapacak bir şey yok: Nazım Hikmet'in destanında yansıttığı Şeyh Bedreddin ile hakiki Şeyh Bedreddin arasında hiçbir ilgi olmadığını gördüm. Hattâ hakiki Şeyh Bedreddin Sünnîlikte öyle kavi bir duruşa sahip ki, bu duruş, bugünün soft hocalarına bile "yobaz" diyenler için epey sarsıcı olacaktır. Ahmed Güner Hoca'nın alıntıladığı bir-iki fıkhî görüşüne yer vererek misallendirelim: "Her kim herhangi bir peygamberi bir şekilde ayıplayıp ya da peygamberlerin sünnetlerinden bir sünnete razı olmazsa kâfir olur. (...) "Hazreti Peygamber şu şeyi çok severdi" meselâ "kabağı" denilse, bir kişi de "Ben onu sevmem!" dese, kâfir olur." Kitaptaki bu tarz alıntıları okuduğunuzda yazar gibi şöyle demekten kendinizi alamıyorsunuz: "Şeyh ehl-i sünnet bir Müslümandır." Hem kitabın hüneri sadece bundan ibaret de değil. Yazar, evvel telif edilmiş araştırmaları da, yine bizzat Şeyh Bedreddin'in eserleri üzerinden, sigaya çekiyor. Olabilir. Hepsine katılmayabilirsiniz. (Benim de "acaba" dediğim hususlar oldu.) Lâkin genel fotoğrafa da karşı koyamazsınız. O fotoğrafta görünen de şudur: **Sosyalistlerin bayraklaştırdığı Şeyh Bedreddin ile hakiki Şeyh Bedreddin'in hiçbir alâkası yok. Hatta Şeyh Bedreddin'i sembolleştirme fikri ilk olarak sosyalistlerin değil liberallerin aklına gelmiş. Mizancı Murad Bey onu II. Meşrutiyet yıllarında serbestî rüzgârına "gelenek" olarak seçmiş. Zâten genel olarak Şeyh'e dair çarpıtmalar da ithal ideolojilerin tutunabilmek için kendilerine bir
Şeyh Bedreddin