“Bugün” diye adlandırdığımız şey, “geçmiş ve geleceğimizin toplamıdır”. Yani geçmişimiz; elimizden uçup gitmiş, kaybolmuş bir zaman değildir. Şimdiki zamanın içinde duran, bekleyen bir şeydir. Bu duran şeyin “bilinç” olduğunu ve aynı zamanda “belleğimizi” de kapsadığını, bu hikayeleri yazmak için sandalyeme oturduğum her seferinde hayretle fark ettim.
İnsanlar, karanlıkta yalnız kaldıklarında değişirler. Bu süreç, duygudan yoksun gelişir. Sabahleyin yatağına güzelce uzanmış bir adamın, akşamına saçlarına aklar düşmüş bir şekilde uyandığı bir hikâye biliyorum. Rüyasında ne gördüğünü söyleyecek tek bir kişi bile yok. O günlerde kışa karşı ümitsiz bir korku besliyordum.
Anadolu yakasının ışıkları yanıyor; minarelerden insanda ağlama isteği uyandıran bir akşam ezanı yükseliyor. Şehrin üzerinde yankılanan, gaipten gelir gibi olan yakıcı bir ses...