8/10
·226 syf.··
Beğendi
·
2026 76. kitabı
·
6 günde okudu
·
Okunma: 06 Haziran 2026 16:03
Kitabın konusu 17. yy Hollanda'sında geçiyor. Haarlem Çiçekçilik Cemiyeti'nin kusursuz siyah laleyi yetiştirene büyük ödül vaad etmesi ile konu işlenmeye başlıyor. Ana kahramanımız Cornelius uzun uğraşlar sonucu siyah laleyi oluşturacak soğan yetiştirmeyi başarıyor. Kıskanç komşusunun entrikaları ile maalesef mahkum ediliyor. Fakat aşkı Rosa onun bu çabasını boşa çıkarmıyor. Monte Cristo Kontu kadar hareketli olmasa da duygusal ve sürükleyici bir roman. Dönemin siyasi çalkantıları da aşk ve entrika ile harmanlanmış bu romanda. Kitap okumaya ayırdığınız zamana keyif katabilecek bir roman. Gereksiz uzatmalar, tekrarlar yok. Tadında bitirilmiş. Keyifle okunsun. Kitabı birlikte okuduğumuz Berk beye teşekkürler. Güzel bir okuma etkinliği oldu.
1000Kitap
Siyah LaleAlexandre Dumas · Türkiye İş Bankası Kültür Yayınları · 202319bin okunma
Puan vermedi·372 syf.··
2026 53. kitabı
Kitap başta gerçek olaylardan esinlenilmiş olmasıyla daha en baştan insana “içindeymişim” hissi veriyor. Bu yönüyle sadece bir yolculuk anlatımı değil, aynı zamanda karakterin kendi iç dünyasında yaptığı bir yolculuğu da okuyoruz gibi hissettim. Zürafalarla başlayan bu uzun ve zorlu süreç aslında baş karakterin kendi geçmişiyle, kayıplarıyla ve yalnızlığıyla yüzleşmesinin de arka planı gibi duruyor. En başta 105 yaşında hayatını kaybeden Woodrow Wilson Nichols ile karşılaşıyoruz. Ve onun geriye dönüp bu yaşananları yazmasıyla birlikte geçmişe gidiyoruz. Arada huzurevi gibi bir yerde kaldığı bölümler ve hafızasının gidip gelmesi de anlatımı daha parçalı ve gerçekçi yapmış. Bu geçişler karakterin zihinsel durumunu da hissettiriyor açıkçası. Asıl süreç ise iki zürafanın New York Limanı’na ulaşmasıyla başlıyor Büyük bir kasırgadan sağ çıkmışlar ve bir hayvanat bahçesine götürülmeleri gerekiyor ama bu hiç de kolay değil. Tam bu noktada baş karakter devreye giriyor. 17 yaşında, ailesini kaybetmiş, yalnız ve hayatta tutunacak bir şey arayan biri olarak aslında bu yolculuğa başta zürafalar için değil kendisi için çıkıyor gibi hissettiriyor. Ama zamanla iki zürafa ile kurduğu bağ o kadar değişiyor ki, sanki ona eksik olan bir duyguyu tamamlıyorlar Zürafaları taşıyan “İhtiyar” ve onun huysuz, inatçı tavırları da süreci oldukça zorlaştırıyor. Bir noktadan sonra şoförün işi bırakmasıyla her şey daha da karmaşık hale geliyor ve baş karakter bu işe daha çok dahil oluyor. Sonradan gazeteci “Kızıl”ın eklenmesi de süreci bambaşka bir yere taşıyor. Kızıl’ın amacı haber yapmak olsa da, baş karakterle arasında oluşan çekim ve gerilim de ayrı bir hava katmış diyebilirim. Yol boyunca sürekli bir kaçış, kovalanma ve aksilik hali var Sanki hiçbir şey yolunda gitmeyecek gibi
Zürafalarla Batıya DoğruLynda Rutledge · The Kitap · 202681 okunma
Reklam
9/10
·316 syf.··
2026 149. kitabı
·
5 saatte okudu
·
Okunma: 05 Mayıs 2026 16:19
Son yıllarda hep ortada dolanan bir laf var ."Bağırsaklar ikinci beynimiz" Bağırsaklar, merkezi sinir sisteminden bağımsız çalışabilen, milyonlarca sinir hücresi içeren ve beyinle sürekli iletişim halinde olan vücudun "ikinci beyni" olarak adlandırılıyor. Serotonin gibi mutluluk hormonlarının büyük kısmı burada üretilir, ruh halini ve bağışıklığı doğrudan etkiliyor. IBS yi duydunuz mu peki? Irritable Barsak Sendromu. İrritabl Bağırsak Sendromu (IBS) (Huzursuz Bağırsak Sendromu), kalın bağırsağı etkileyen, karın ağrısı, kramp, şişkinlik, gaz, ishal veya kabızlık ile seyreden kronik, fonksiyonel bir sindirim sistemi rahatsızlığıdır. Yapısal bir bozukluk olmaksızın bağırsakların çalışma düzeninde bozulma görülür ve genellikle uzun süreli yönetim gerektirir. İşte bu kitapta İBS ile başetme yöntemleri anlatılmış. Bir doktor ve bur klinik psikolog tarafından yapılan çalışmalar yer alıyor. Michigan Sağlık Bilimleri Üniversitesi Gastroenteroloji Bölüm Başkanı Fodmap diyeti diye bir diyet geliştirmiş. FODMAP diyeti, özellikle İrritabl Bağırsak Sendromu olanlarda gaz, şişkinlik, karın ağrısı ve ishal gibi semptomları azaltmak için belirli fermente edilebilir karbonhidratların (oligosakkaritler, disakkaritler, monosakkaritler ve polioller) kısıtlandığı, kısa süreli bir eleme diyeti. Yüksek FODMAP içeren buğday, sarımsak, soğan, süt ürünleri ve bazı meyveler çıkarılarak bağırsak sağlığı hedefleniyor .. Bununla ilgili alışveriş listeleri, hatta tarifler var .Ayrıca psikogastroenteroloji ihtisası yapmış olan psikolog da işin psikolojik kısmıyla ilgili önerilerde bulunuyor . Çağımız stres Çağı. Bu hastalık en sık 50 yaş altı genç yetişkinlerde, kadınlarda erkeklere oranla 2-3 kat daha fazla görülüyor .Genetik yatkınlığı olan, stresli yaşam tarzı süren, anksiyete/depresyon
Bağırsaklarına İyi BakKate Scarlata · The Kitap · 20262 okunma
Puan vermedi·267 syf.··
2026 8. kitabı
·
63 günde okudu
·
Okunma: 22 Nisan 2026 09:48
Huzur söylemi, modern dünyanın kullandığı bir terim, huzur veya barış. Antik dönemlerde savaş hali hayatın gündelik işi gibidir. Günümüzde barışı koruyabilmek için güvenlik güclerine ihtiyaç duyulur. Huzur söylemiyle ekonomi, dini, ideolojik dönüşümün şekilleneceğini dillendirirler. Örneğin Nakşbendi tarikatından olan Turgut Özal'ın Kur'anı bilime temellendirmek için akademisyenlere tefsir ettirir. Huzur söyleminin arka planında olumlu ve iyi yaşamak isteyenlerin seçimini etkilemek vardır. İyi kanaatle seçmenlerin yeni kimlik oluşmasına yardım eder. DİL VE DİLİN SİYASETİ Tanrılar Retoriği Platon, dile üretim aracı olarak bakar. Düşünce, zihnin kendi kendine diyalogudur. Diyalog sonucu kanı oluşur, kişinin kendi kendine ifade ettiği iç söylemdir. Sesli söylem bunun dışavurmuş halidir. Tanrı Dili Antik çağda Heraklitosla Parmanides'i kıyaslamış Ulus Baker. Parmanides'in Doğa Üzerine şiirinde daha mistik ifadeler yer alırken Heraklitos daha rasyonel ifadeler kullanmıştır. Platon'a göre şairlerin, tanrı dilinin gücüyle halkı yanlış etkilediği düşüncesindedir. Liderler de bunun farkında olduğu için Tanrı dilini, mistik öğeleri, inanılmayacak şeyleri etkili söyleyerek yönetir. Bu durumda dil ile hakikat sorunu doğar. Spinoza inanç söyleminin hakikati değil batıl intiba oluşturduğunu söyler. Devlet, yapılarında dinsel düşüncenin kutsal olanın bir kısmına değer biçerken, bir diğerini aşağı çeker. Spinoza inanç ile akıl arasında ayrım yapar. Akıllarını eğitme kabiliyetine sahip az insan vardır. Bu nedenle kalabalıklara bir şeyi öğretmek zorunludur. Kutsal kitapların bilimsel yorumlanmasını vurgular Baker. Dilbilimsel teknik ile parçadan bütüne, bağlamsal, tarihsel, kültürel analiz edilmelidir. Kutsal kitaplar, bilgi konusunda zayıf, insanları etkileme gücü bakımından
Siyasal Dilde Huzur SöylemiUlus Baker · İletişim Yayınları · 202071 okunma
Puan vermedi·228 syf.··
2026 73. kitabı
İnsanlık tarihine yalnızca savaşların, keşiflerin ve büyük kırılmaların izinden bakmak yerine bir sofranın etrafına oturduğumuzu düşünelim. Önümüzde duran sade bir tabakta bile, aslında yüzyılların birikimi saklıdır. Bir lokma ekmek, bir kaşık yoğurt, bir damla zeytinyağı… Bunlar sadece besin değil, toplumları birbirine bağlayan, kültürleri yoğuran ve insanlara ortak bir “biz” duygusu kazandıran unsurlardır. Her birinin hikayesi ve keşif yolculuğu ise farklı kültürleri hem kendi içinde dönüştüren hem de toplulukları sosyal, kültürel ve ekonomik anlamda değiştiren bir güç olarak karşımıza çıkıyor. Peki ya yiyecekler hiç var olmasaydı ne olurdu hiç düşündünüz mü? Gündelik hayatın içinde fark etmeden tüketip geçtiğimiz besinlerin, insanlık tarihindeki derin etkisini farklı farklı başlıklar da ele alan bu kitap çok şey katıyor ve büyük bir emeğin sonucu olarak ortaya çıkmış. Yeme alışkanlıklarından sayısal verilere, arkeolojik bulgulardan teknolojik ilerlemelere kadar uzanan geniş bir perspektifle, soframıza gelen her şeyin ardındaki hikayeyi ortaya koyuyor. Peynirin göç yollarını nasıl şekillendirdiğini, zeytinin uygarlıklara nasıl zenginlik kattığını, domatesin mutfakları nasıl dönüştürdüğünü ve çikolatanın nasıl evrensel bir tutkuyla benimsendiğini anlatıyor. Bilim, tarih ve gastronominin kesişiminde duran bu kitap, aslında her lokmanın içinde saklı olan büyük hikayeyi görünür kılıyor. Peynir, zeytin, domates, yumurta, ekmek, bal, çikolata, yoğurt, mısır, patates, çorba, turşu, soğan, sarımsak, baharat, bakliyat, buğday, pirinç, makarna, et, balık üzerinden muhteşem bir yolculuk olmuş. Biyolojik ihtiyacımızın yanı sıra aslında farklı kültürleri inşa eden temel taşlar olarak yiyecekler hayatımızda çok önemli bir yer edinmiş durumda.
1000Kitap
Yiyecekler OlmasaydıTuğba Parıltı · Masa Kitap · 20268 okunma
Soğan Doğradığın Çıplak Eller
Puan vermedi
Pınar İlkiz’in ilk öykü kitabı olan ‘Soğan Doğradığın Çıplak Eller’ yazarın zihninin ne denli zengin olduğunu gösteriyor. Okurken karakterlerin durumuna bir yandan içiniz acıyor bir yandan da anlatım dilinin absürtlüğü sizi güldürüyor. Edebiyat dünyasına ve okurlarına güzel bir armağan. Yeni kitabını merakla bekliyoruz. Pınar İlkiz
Alıntı
Soğan Doğradığın Çıplak EllerPınar İlkiz · İletişim Yayınları · 202458 okunma
Reklam
Reklam