Evet, tarihi şöyle yorumluyorum: hakikat savaşı ve hakikate karşı savaşlar, baş kaldırmalar.
Hayatı da şöyle yorumluyorum: hakikat savaşı ve hakikate karşı savaşlar, baş kaldırmalar.
Evet, hayatı, bu savaşın, karşısındaki savaşları alt etmesi oranında kutluyorum.
İnsanları da şöyle bölümlüyorum: hakikate uyanlar, sağcılar; karşı çıkan solcular; hakikat yolunu sürdürenler, gerekirse bu uğurda bütün çıkarlarını hatta canlarını feda edenler, hakikat yarışçıları, öncüler.
“Terakkiperver Fırka seçime katılmadı fakat muhalif olarak kitlelerin karşısına çıktı. 1925 yılı Haziran ayında kapatılan bir partidir. Terakkiperver Fırka bünyesinde Milli Mücadele de Atatürk'ün yakın arkadaşları olan komutanlar ile birlikte İttihatçılar da toplanmıştı. O zaman pek fazla solcu yoktu. Solcular daha sonra Serbest Fırka'ya dahil oldular.”
İslâmiyet serbestti ama müstağripler için bir abesler yığınıydı; din, gericilikti. Şuurumuza vurulan o zinciri çoktan parçalamıştı Cumhuriyet. İslâm olmak, çağın dışına çıkmaktı. Eğitim de, basın da müstağriplerin elindeydi. Gerçi halk imanından kopmamıştı. Sığ, soğuk, katılaşmış bir iman. Ama müstağripler yüzde yüz Batılıydılar ve Batı’nın değerlerine sadık kaldılar. Yeni kuşaklara gelince.. Onlar bu sahte Batıcılıktan tiksinmişlerdi. Masallarla avutulamazlardı artık. İkiye ayrıldılar: Ülkelerinin mukaddeslerine sarılanlarla sosyalizme gönül verenler, Batı’nın kelimeleriyle: sağcılarla solcular."