Sevda Tanrıver

Değişiklik aynı zamanda kayıp da demektir ve bu anlamda bir anne ya da baba çocuğunu her gün kaybedebilir, ta ki insan çocuklarının ileride neye benzeyeceğini öngörmeyi bırakıp o anda önünde olan çocuk üzerinde yoğunlaşsa daha iyi olacağını fark edene kadar.
Sayfa 53·Kitabı okudu
Reklam
Sofokles’in dediği gibi, hakikatin sana yardımcı olmadığı bir sırada hakikati bilmek ne kadar korkunçtur!
Sayfa 72·Kitabı okudu
Yeterince uzun süre baktığımız şeyden nefret edemeyiz, onu küçük göremeyiz. Günümüzde bütün şiddet ve politik rezalet kimsenin kimseye bakmamasından kaynaklanıyor.
Sayfa 56 - Sel yayıncılık·Kitabı okudu
Zürih yaşlanmak için iyi bir şehir. Ölmek için de. Eğer ömrün bir nevi Avrupa coğrafyası varsa dağılımı şöyle olmalı: Paris, Berlin ve Amsterdam, tüm laubalilikleri, esrar kokusu, Mauer Park'ta bira içmeleri ve çimlerinde yuvarlanmalarıyla, pazar günlerinin bitpazarları, cinselliğin uçarılığıyla gençliğe ait olmalı... Sonra Viyana veya Brüksel'in olgunluğu geliyor. Hızın yavaşlaması, konfor, tramvaylar, faal sağlık sigortaları, çocuklar için okullar, biraz kariyer, avro-memuriyet. Pekâlâ, hâlâ yaşlanmak istemeyenler için Roma, Barselona, Madrid... İyi besinler ve ılık öğle sonraları trafik, gürültü ve hafif kargaşayı telafi edecektir. Gençliğin son demlerine New York'u da eklerdim, evet, onu şartlar gereği okyanusun ötesine kaydırılan bir Avrupa şehri sayıyorum. Zürih yaşlanma şehridir. Dünya yavaşlamış, hayatın nehri bir gölde durulmuştur usulca, yüzeyi sakin, sıkılma lüksü ve yaşlı kemikler için tepede bir güneş. Tüm göreceliği ile zamanın kendisi. Yirminci yüzyılın zamanla ilgili iki keşfinin Einstein'ın izafiyet teorisi ve Thomas Mann'ın Büyülü Dağ'ı özellikle burada, İsviçre'de yapılmış olması hiç de tesadüf değil.
Sayfa 35 - Metis·Kitabı okudu
Kadin olarak dogmak, erkeklerin mülkiyetinde olan özel, çevrelenmis bir yerde doğmak demektir. Kadinlarin toplumsal kisilikleri, böylesine sınırlı, böylesine koşullandırılmış bir yerde yaşayabilme ustalıklarından dolayı gelişmiştir. Ne var ki bu, ka-dinin öz varlığının ikiye bölünmesi pahasına olmuştur. Kadın hiç durmadan kendisini seyretmek zorundadır. Hemen hemen her zaman kendi imgesiyle birlikte dolaşır. Bir odada yürürken ya da babasının ölüsünün başucunda ağlarken bile ister istemez kendisini yürürken ya da ağlarken görür. Çocukluğunun ilk yıllarından başlayarak hep kendi kendisini gözlemesi, bunun gerekli olduğu öğretilmiştir ona.
Sayfa 46 - Metis·Kitabı okudu
Reklam