Kaygı
İnsan, doğası gereği kaygı duyan bir canlıdır. Karar verirken veya eyleme geçerken kendi etik ve ahlak ilkelerinden yola çıkarak bir sonuca varır; vardığı bu sonuç ise onun ya iyi ya da kötü hissetmesine yol açar. Peki, insanın kendi etik anlayışı nasıl oluşur? Bir eylemin sonucuna veya sadece "doğru" olup olmadığına odaklanmadan önce, insan hayata karşı nasıl bir duruşu olduğunu ve daha sonrasında da nasıl bir duruşu olması gerektiğini bilmelidir. Kişi, mevcut karakterinden yola çıkarak gelecekte nasıl bir insana dönüşebileceğine karar vermelidir; nasıl bir insan olmak istediğini seçmeli ve ona uygun davranmalıdır. Örneğin, sürekli aynı şeylerden yakınan insanların o durumun içinde hapsolup kalmalarının temel sebebi, aslında neden yakındıklarını bilmemeleridir. Yakınılan durumun gerçek sebebi bilinirse, ortada yakınacak bir şey kalmaz; çünkü bilinen gerçeğe göre eylem alınabilir ve süreç değişebilir. Bilmek kaygıyı azaltan yegane şeydir; her kaygının temel sebebi mutlak olarak bilinemeyebilir ama en azından ne kadar bildiğini bilirsen kaygılanmana gerek kalmayabilir. İşte bu örnekten yola çıkarak, sürekli yakınan bir insan olmak yerine, nasıl bir insan olmak istediğimize karar vermeli ve ona uygun adımlar atmalıyız. Sadece istemek, zihinde oluşan binlerce düşünceden yalnızca bir tanesidir; eyleme geçirilen düşüncenin karşılığı ise fiziki dünyada somutlaşır. Peki, olmak istenilen insan nasıl bilinir? Bunun mutlak bir yolu yoktur. Her süreç bireyin kendisine bağlıdır çünkü her birey farklıdır. Nasıl ki kimsenin parmak izi bir diğerine benzemiyorsa, hiçbir insanın hayat yolu da bir başkasınınkine benzemez, benzeyemez. Birey, kendi varlık gerçeği içinde şekillenen bir canlıdır. Çevresel faktörlerin değişmesi bu süreci etkiler ancak insan sadece dış dünyayla sınırlı
Gayretlidir ANA’m
Yaşarken sürekli öğrenmeye çalışın; yaşlanmanın, bilgeliği kendiliğinden getireceği inancına saplanmayın. Solon 9-Mayıs Gayret Bilgelik Takvimi
Alıntı
Ne Kadar Kitap Kurdusun?
0-30p: Kontrollü okuyucu 📖 40-70p: Hafif bağımlı 👀 80p+: Geçmiş olsun, kitaplar seni ele geçirmiş 😅
Napolyon Olmak - Raskolnikov
En eskilerden başlayıp, Likurg, Solon, Muhammed, Napolyon ve sonrakilere giden insanların tüm kurucularının, başka hiçbir nedenle değilse bile, yalnızca yeni yasalar koydukları, böylece toplumun kutsal saydığı, babadan kalma eski yasaları çiğnedikleri için, ayrımsız hepsi birer suçluydu. Doğaldır ki bunların hepsi amaçlarına yardımcı olacağına inandıkları anda kan dökmede (hatta bazen eski yasalara bağlılık duymaktan başka hiçbir suçu olmayan, tümüyle suçsuz insanların kanını dökmede) duraksamamışlardır. Hatta çok ilginçtir: bu iyiliksever, bu kurucu, yasa koyucu insanlardan çoğu büyük birer kan dökücüdür. Kısacası ben buradan şu sonuca varıyorum: büyükler bir yana, toplum içinde birazcık sivrilen, yani topluma söyleyecek birazcık yeni bir şeyleri bulunanlar, doğaları gereği tabi kimi az, kimi çok, birer suçlu olmak zorundadırlar. Tersi durumda zaten sivrilmelerine olanak yoktur, öte yandan sürünün içinde kalmayı da yine duaları gereği kabul edemezler ki bence de kabul etmemek zorundalar... Bu ana düşüncenin özü şudur: insanlar doğa yasaları gereğince genellikle iki bölümü ayrılırlar: aşağılar (sıradanlar) , ki bunların biricik görevleri, kendileri gibi olanların çoğalmasını sağlamak, bu işin aracı olmaktır ve kendi çevrelerine yeni Bir söz söylemek yetenek ve dehasında olanlar... ... İkinci bölümdekilerin kendilerine tanıdıkları hakkı, yığın hiçbir zaman onlara tanımamıştır. Onları en ağır biçimde cezalandırmış, boyunlarını vurdurmuştur (az ya da çok); bunu yaparken de tümüyle haklı olarak kendi tutucu görevini yerine getirmiştir. Bununla birlikte sonraki kuşaklarda aynı yağın, başları vurulan bu insanların heykellerini dikmiş ve onlara tapmıştır (az ya da çok). Birinci bölümdekiler hep bugünün, ikinci bölümdekiler ise hep yarının efendileridir. Birinciler dünyayı
Edebiyat
Şiddetin Kökenleri
Bireyin neden şiddete eğilimli olduğuna inmeden önce bunun teolojik-felsefi tarihsel-felsefi sosyolojik-felsefe bakımından iç anlatımlarına ihtiyaç vardır. 1. Teolojik-Felsefe Yapısından Şiddet: Birçok görüşe göre tanrıvarımsal bir sonuç olarak ( Bing Bang) olayı ile evrene sonsuz kudret ve güç eli değerek evrenbilim ve dünyanın asıl esas hikayesi başlamıştır. Bundan sonraki düzeni ilk insanları yaratmadan yoluna koyan tanrı dünyayı,yeri,göğü,doğa içeriklerini ve canlıları yaratarak insanları akıl,erdem,irade ve bilgi düzeylerini artırabilecek bir platform haline getirmiştir. Sonuç olarak Adem'i çamurdan ve Havva'yı Adem'in Kaburga Kemiğinden meydana işte tam bu yaratılış gayesinden sonra insanoğlunun asıl uğraşı başlıyordu. Tanrı bütün meleklere Adem'in önünde eğilmesini emreder ancak bir tek şeytan eğilmez ve kendini savunan şeytan:'' Ben ondan daha yüceyim onu çamurdan beni ateşten yarattın diyerek'' kibirinden dolayı tanrı tarafından kovulmuştur. Şeytan'ın en büyük 2 silahı insan nefsi ve insanın aklîyet durumudur. Adem ve Havva'nın oğullarından Kabil'in bedeninde varlıksal formuna yer veren ve onun nefsi ve aklına hükmederek ona 3 şeyi aşılar bunlar: a.) Kibir b.) Kıskançlık c.) Öfke Kabil'in kendi içinde karşı koyamadığı ve her geçen gün kötülüğün perçinlendiği durumlar ve bundan dolayı irade yapısıyla akıl ve nefsi ile birleştiremeyen Kabil sonunda kardeşini öldürmüştür. 2. Tarihsel-Felsefi Yapısından Şiddet: Tarihsel açıdan yeni bir forma geçen dünya sisteminde devletler, imparatorluklar ve merkezi yapılar çağına geçilmiş artık şiddet devlet yapısı halinde savaşlarda, iç siyasette, hanedan mensupları ve çıkar kollayanlar arasında meşru hale gelmiştir. Örnek olarak İmparator Nero'nun senatörlerini öldürtmesi ya da eşi Poppea Sabina'yı kafasını tekmelerle
"İnsanların hiç haksızlık yapmamasının nasıl mümkün olacağı, sorulduğunda, Atinalı Solon; haksızlığa uğramayanlar da haksızlık görenler kadar öfke duydukları takdirde, dedi."
“Birine mutlu demek için sonunu görmek gerekir.” Solon