“Bir an önce öğrenmek istediğim bir şey vardı: Ben de herkes gibi bir bit miydim, yoksa bir insan mı? Önüme çıkan engeli aşabilir miydim, aşamaz mıydım? Eğilip iktidarı yerden almaya cesaret edebilecek miydim, edemeyecek miydim! Titreyen bir yaratık mıydım, yoksa hakları olan biri mi?..”
Raskolnikov ile empati kurdum mu?
- Hayır. Çok ilginçtir, bence bu kitabı okuyanlar en başta Raskolnikov olanlar ve onu izleyenler olarak ikiye ayrılıyor. Ben genelde empatisi yüksek bir okuyucu olsam da bu sefer onu dışardan izlemeyi; bir değil yüz tane farklı Raskolnikov ile tanışmayı ve kendi vicdan mahkememde iç hesaplaşmalarını yargılamayı seçtim. Onu anladığımı ancak yukardaki satırlarda kabul ettim, tekrar ediyorum, ondan yana değildim.
"En eskilerden başlayıp, Likurg, Solon, Muhammed, Napolyon ve sonrakilerle sürüp giden insanlığın tüm kurucularının, yasa koyucularının, başka hiçbir nedenle değilse bile, yalnızca yeni yasalar koydukları, böylece de toplumun kutsal saydığı, babadan kalma eski yasaları çiğnedikleri için ayrımsız hepsi birer suçluydular."
“Büyük adamlar” suçsuz mudur?
- Pek çok tarih öğrencisi ve severi buna benzer bir soruyu kendine sormuş olabilir. Bir savaş meydanında yalın ayak koşmak, koca bir orduda bir bit olmak, süngü çekmek ve can almak nasıl hissettirmiştir? Bazen bir sineği öldürürken bile duraksar insan. Bu “büyük adamlar” nasıl becermiştir bunu?
- Doğrusu bu tam da tarihin konusudur, 19.yüzyılda “Büyük Adam Teorisi” olarak popülerleşmiştir. Tarihi "büyük adamların biyografisi" olarak gören bu görüş, bireysel iradeyi yapıların (ekonomi, sosyal şartlar, kültür) önünde tutar. Bu da büyük adamı “kahramanlaştırır.” Oysa Raskolnikov bir kahraman değil, kendi tabiriyle “sıradan” biridir. Ve sorgulamaya başladığı an insan onun için bir