(...) Öyleyse, Atina demokrasisini, evvelâ bir adalet ve fazilet arayışı olarak kabul etmek, ileri hâlinde ise adalet ve faziletle bağdaşmaz bir zorbalık olarak mahkûm etmek, bu hususta doğruyu söylemek olur. Drahon, Solon, Pesistratos, Klistenes ve Perikles, iyi niyetli, âdil hükümdarlardı; halkın yararına olan şeyi istemişlerdi. Fakat ellerindeki adaleti tarttıkları âlet kötüydü ve kötülüğü tabiî gelişimi içinde ortaya çıkıyordu. Bütün o demokrasiyi doğurmuş kanunlar ve müesseseler, “adalet” içindi; adaletin yok olacağı yerde, kuru kuruya kanunları ve müesseseleri savunmak için değil… En iyi kanunlar ve müesseseler, âdil olmayan kimselerin elinde zulmün icrâcısı olabildikleri gibi, faziletli bir kişiyi yığınların ayakları altına terk eden kanun ve müesseseler de daima en kötüleriydi.
Çünkü bir yığında, yığını teşkil eden ferdler sayısınca fikir yoktur, bir veya birkaç fikri yığın taklid ve iknâ yoluyla benimser; buna da “çoğunluk iradesi” derler… Hattâ yığının benimsediği fikirler, ekseriyâ en basit, en ileri görüşsüz, en kaba olanlarıdır.
Selim Gürselgil, (I. Dönem, Ocak 1997), Eski Yunan Medeniyeti -I-, Demokrasinin Doğuşu. (NOT: 22 Kasım 1996 tarihinde Tarık Zafer Tunaya Kültür Merkezi’nde verilen “Yunanlılar” isimli konferans metnidir…)