Öncelikle belirtmek isterim ki, ben bu yazıyı inceleme/eleştiri niteliğinde olması gayretiyle yazmıyorum. Kitap hakkında belirteceğim görüşlerin şimdiki zaman Türkiye'sinde, doğu gelenekleriyle batı felsefesinin içinde bir yerlerde çatışıverdiği sınavdan yeni çıkmış naive birisinin fikirleri olacağını da belirtmek isterim. Bunun yanı sıra Halide Edip'e, Rabia'ya, Pembe'ye hatta Emine'ye bir veda olarak da kabul edilmesini isterim.
Kitabı okumaya başladığımda kurgudaki "köşe"leri ezberlemiş birisiydim. Sanki yapılacaklar listem varmış gibi aklım kitap bitene kadar tik attı onlara. Bu durumun beni sıktığını açıkça söyleyebilirim. Bu okumamı yavaşlatan en büyük unsurdu kanımca.
Diğer canımı sıkan şey ise Halide Edip'e haksızlık ettiğimi hissettiğim zamanlardı. Canımın sıkılmasından şikayetçi değilim, mahçup olduğumu belirtmek istedim yalnızca. Bize öğretilen, üslubu hakkında söylenen çoğu kötü yorumun haksız olabileceğini düşünüyorum.
Bu can sıkıcı şeyleri ölmek üzere olan kimsenin kiliseye itirafları gibi (İnsanî Komedya etkisi hehe) itiraf ettiğime göre şimdi asıl vedamı edebilirim.
Sinekli Bakkal hakkında konuşmayı en çok seveceğim kısımların metafizik hakkında bir olayın/fikrin geçtiği her yer olduğunu sanıyorum. Çünkü bu yerler Doğu-Batı çatışmasını daha iyi anlamamı sağlamanın dışında, annemde, babamda, teyzemde, halalarımda, anneannemde, dedemde, kendimde, kısacası çevremde gördüğüm doğulu kalbin etkinliğini daha iyi anlamamı sağladı. Bunun için teşekkürü borç bilirim. Çünkü bu doğulu kalp zaman-mekan tanımıyor; ilkel, romantik, sıcak bir kızgınlıkla insandan insana bulaşıyor sanki. Öte yanda aklıma hitap eden bir batı felsefesi... Tüm bu çatışmaların göbeğindeki bir coğrafyadaymışım gibi hissettiren her kitabı kucaklamak istiyorum. Sinekli Bakkal da onlardan