"Artık çok yorgunum!
Yıllarca sabahlara kadar süren akşam yemeklerini düzenleten ve konuklarımı çeşitli konularda konuşmaya zorlayan ben değilmişim gibi, şimdi tek başıma kalmak, sadece ömrümün bana ait sinemalarıyla oyalanmak istiyorum..."
Bu alıntı Ulu Önder'imizin hasta yatağında ölümü beklediği günleri ve psikolojik durumunu ortaya koyuyor.
Birçok savaştan sağsalim çıkmış , ne badireler atlatmış, ülkemize sayısız zaferler yaşatmış, Cumhuriyet ve yanında birçok devrim yaratmış olan Atatürk -fikirleri her ne kadar ölümsüz olsa da- o Perşembe ölüme yenik düşmüştü.
Son günlerinde dahi ülkesini , Hatay meselesini , barış ve seçimi düşünen Atam'ın son Kasımına ve son perşembesine kadar yaşayıp düşündüklerini canım moderatörüm Semra tavsiyesi ile sevgili @benaysekulin kaleminden okuyabilmek , adeta Atam'ın içini dökmesine şahit olmak, hayatını film şeridi gibi onunla birlikte izlemek , mutlulukları kadar mutsuzluklarına, başardıkları yanında başaramadıklarına ve belki pişmanlıklarına tanık olmak gurur vericiydi.
Kitap 176 sayfa olmasına rağmen ben sindire sindire okudum.Bir çırpıda okuyup kenara kaldırmak istemedim. Atam ile daha uzun zaman kalmak istedim sanki...
Yazar; bu kitapta , İyi Asker ve Kurucu Devlet Adamı Atatürk'ü değil çocuk Mustafa'nın , delikanlı Mustafa Kemal'in , dost, aşık, evli, boşanmış ve en sonunda hasta ama her dem yalnız bir adamın iç dünyasını anlatıyor.
Bu güzel kitap, yazar ile tanışma kitabım olarak da ayrı bir yere sahip olacak.İyi ki okudum.Sizler de mutlaka okuyun derim...
Ahmet Ümit'in İstanbul Hatırası kitabını büyük bir keyifle okudum. Kitabı elime aldığım andan itibaren olayların içine çekildim ve son sayfasına kadar merak duygumu hiç kaybetmedim. Polisiye romanları seviyorum ama bu kitabı benim için özel kılan sadece cinayetlerin çözülme süreci değildi. En çok etkilendiğim nokta, İstanbul'un tarihi ve kültürel zenginliğinin hikâyeye ustalıkla yansıtılması oldu.
Roman boyunca her cinayet, İstanbul'un farklı bir dönemine ışık tuttu. Böylece hem sürükleyici bir polisiye okudum hem de şehrin geçmişi hakkında yeni bilgiler öğrendim. Ahmet Ümit'in tarihi olayları ve mekânları anlatış biçimi, sanki beni İstanbul sokaklarında gezdiriyormuş gibi hissettirdi. Bu sayede kitaba olan ilgim daha da arttı.
Başkomiser Nevzat karakteri zaten çok başarılı. Olaylara yaklaşımı, sakinliği ve insani yönü karaktere ayrı bir derinlik katıyor. Yaşadığı duygusal çatışmalar, onu sıradan bir polis karakterinden çok daha gerçekçi bir hâle getiriyor.
Bu kitap beni hem düşündürdü hem de etkiledi. Özellikle geçmiş ile günümüz arasında kurulan bağlantılar, bir şehrin hafızasının ne kadar değerli olduğunu gösteriyordu. Kitabı bitirdiğimde yalnızca başarılı bir polisiye roman okumuş olmadığımı, aynı zamanda İstanbul'u daha yakından tanıdığımı hissettim.
İstanbul Hatırası, akıcı dili, güçlü kurgusu ve tarihî zenginliğiyle beni çok etkileyen bir roman oldu. Okurken hiç sıkılmadım ve her bölümde merakım daha da arttı. Polisiye ve tarih türünü seven herkese gönül rahatlığıyla tavsiye edebileceğim, uzun süre etkisini unutamayacağım bir eser oldu.
İstanbul HatırasıAhmet Ümit · Everest Yayınları · 201943,1bin okunma
İşkolik bir ceo ile ghosting yapmayı seven pamuklara sarılmış ama yine de travmatik olan kızımızı okuduk. Son yüz sayfa gereksiz uzatılmış gibiydi. Çerezlik okunabilir.
Not: Seni Seviyorum genç yaşında aniden eşini kaybeden Holly'nin yas sürecinin anlatıldığı bir roman. Ben pek bu tarz kitaplar okumasam da filminden çok etkilendiğim için okudum. Yine de beklediğim kadar etkilenmedim. Filmi daha güzeldi.
Konusu dediğim gibi çocukluğundan beridir beraber olduğu eşini beynindeki tümör sebebiyle kaybeden Holly'nin yas süreci. Böyle büyük bir aşkın birden bitmesiyle derin bir kedere boğulan Holly bir gün eşinin her ay birini okuması için geriye mektuplar bıraktığını öğrenir. Bu mektuplar aslında Holly'nin hayatını düzene sokabilmesi için yönlendirmelerdir. Holly her ay bu mektupta yazanlara uymaya çalışır ve yas süreci daha katlanılabilir hâle gelir. Hatta bu yönlendirmelerle hayatı düzene girer. Okuması biraz sıksa da genel olarak yas, arkadaş ilişkileri üzerinden ilerlediğinden bir süre sonra akışına bıraktım. Daha önceki yıllarda okusam muhtemelen daha fazla keyif alırdım ama şimdi biraz çocukça hissettirmedi değil. Ayrıca sonu da bana biraz basit geldi. Her şey o kadar başka yerlere gitti ki eşini kaybetmiş değil de bağımlısı olduğu sevgilisinden ayrılmış bir kız izlenimi verdi. Bütün kitap boyunca izlenen yas sürecinin basite indirilerek bitirildiğini düşünüyorum. Bence "akışına bıraktı" tarzında bir son önceki 400 sayfaya daha yakışır bir son olurdu. Yine de birkaç gündür vakit ayırdım ve keyifle (gibi) okudum.
Filme duyguların daha iyi geçtiğini düşünüyorum. Normalde kitapları daha çok tercih etsem de bu hikayede bence metin biraz basit kalmış. Yine de göz atmak isteyenlere önce filmine bakmak üzere önermek isterim.
Birkaç sorun var.
Spoilerlı uzun bir yorum olacak
Kitap boyunca var olan çatışmalar birbirine girmiş gibiydi. Yazar bir noktada hangisini merkez yapacağına karar verememiş gibi.
Örneğin Cole ve Silver birbirini seviyor ve ebeveynleri evlenince kardeş oluyorlar. Bu Silver 18 yaşındayken oluyor. Kitabın ana konusu bu ve Silver’ın babası siyasette olduğu için bir skandalla anılmamak için gizli ilişkileriniz herkesten gizliyorlarlar. Sonra her şey puff oldu. Bu konu çözümlenmeden kitap bitti.
2-) Silver’ın annesi berbat bir anne ve babasıyla boşandıkları süre boyunca kızını psikolojik olarak yıpratan bir ebeveyn. Kim ile bile arkadaşlığını kesmesine neden oluyor falan. Bir noktada annemim şefkati merhametini seviyoruma bağlandı. Ee babanla kalmak isteyecek kadar annenle sorunun vardı hani?
3-) Babası ve annesini bastı. Babası Cole’un annesiyle evliyken oldu bu ve ayaküstü konuşma sonrasında ‘ayy bizimkiler masal gibi bir araya gelecekler, babamda Helen’i boşayacak’ diyerek mutlu oldu. Helen kitabın büyük çoğunluğunda ona annesinden bile daha iyi davranan kadın ve daha spoiler olacak olaylar yaşanmadan öncesinde kadını seviyordu. Neymiş zaten iş anlaşması gibi bir evlilikmiş. Ne kadar çabuk kabullendin ya.
4-) şu takıntılı karakter sorunu en uyuz olduğumdu. Kitap 380 küsur sayfa. 320-340 sayfa boyunca Adam’ın saplantısını, Silver’ı takip ettiğini, köşeye sıkıştırdığını, onun için Kim’e zorbalık yapıp Elsa’yı havuza ittiğini falan görüyoruz. Cole ve arkadaşları onu dövüp gönderiyor. Sonra bu anne babasıyla ilgili olay yaşanıyor ve aniden saplantılı olan Helen oluyor.
TERS KÖŞE ;)
???
Kitap boyunca yazar oradan oraya savrulmuş, orta bir omurga belirleyememiş. Yani ne bunların ilişkisinin gizemi ortaya döküldü ne saplantılı okuduğumuz karakterden sonra gördüğümüz
Ruthless EmpireRina Kent · Blackthorn Books, LLC · 2025118 okunma
İnsan bazen bir kitabı okumaz; o kitap, insanın varoluşuna dair algısını yeniden şekillendirir. Benim için İnsan Ne ile Yaşar, tam olarak böyle bir deneyim oldu.
Bilimsel metinlerin kesinliği ve ölçülebilirliği içinde uzun yıllar geçirdikten sonra, edebiyatın sezgisel ve çok katmanlı dünyasına geri dönmek benim için bir tür zihinsel deney gibiydi. Açıkçası, yeniden roman ve öykü okumaya başlarken doğru bir seçim yapıp yapmadığımdan emin değildim. Ancak Tolstoy’un sade ama derin anlatımı, bana yalnızca okuma alışkanlığımı geri kazandırmakla kalmadı; aynı zamanda insan doğasına dair bilimsel bakış açımın ötesine geçmemi sağladı.
Kitap, kısa olmasına rağmen insanın varoluşuna dair temel soruları gündeme getiriyor: İnsan gerçekten neyle yaşar? Hayatımızı belirleyen şey yalnızca rasyonel düşünce ve planlama mıdır, yoksa görünmeyen, ölçülemeyen ama hissedilen değerler de bu denklemin bir parçası mıdır? Tolstoy bu sorulara kesin yanıtlar sunmaz; aksine, okuyucuyu kendi içsel sorgulamasına yönlendirir. Bu yönüyle eser, bilimsel yöntemin aksine kesinlikten ziyade olasılıklar ve anlam arayışı üzerine kuruludur.
En etkileyici yanı, karmaşık felsefi düşünceleri son derece yalın bir dil aracılığıyla aktarabilmesidir. Gösterişli anlatımlara ihtiyaç duymadan; sevgi, merhamet ve insan olmanın özü üzerine düşündürür. Bu, bir bakıma bilim ile felsefenin kesişim noktasını hatırlatır: biri dış dünyayı anlamaya çalışırken, diğeri iç dünyayı keşfetmeye yönelir. Kitabı bitirdiğimde geriye yalnızca bir hikâye değil, zihnimde yankılanan ve zamanla derinleşen sorular kaldı.
Belki de bu kitabın bende bıraktığı en önemli iz, yeniden düzenli okumaya başlamam oldu. Bazen bir alışkanlığı yeniden kazanmak için uzun ve karmaşık eserler değil, doğru zamanda karşılaşılan anlamlı bir metin
İnsan Neyle Yaşar?Lev Tolstoy · Türkiye İş Bankası Kültür Yayınları · 2024234,5bin okunma