•Bazı kitaplar bitince rafa dönüyor, bazılarıysa son sayfadan sonra bile zihninin bir köşesinde yaşamaya devam ediyor. Ardıç benim için tam olarak öyleydi. Sayfaları çeviren bendim ama bir noktadan sonra sanki kitap kendi ritmine çekti; merak ettirdi, gerdi, bekletti. Son sayfayı kapattım ama atmosferi, karakterleri ve sürekli yaklaşan bir şeyler olacak hissi bir süre daha benimle kaldı.
•Öncelikle kitabın atmosferi>>>>. Karanlık tarafı, entrikaları ve sürekli yaklaşan bir şeyler varmış hissi hikâyenin içine girmeyi çok kolaylaştırdı. Uzun zamandır bir kitabı bu kadar merak ederek ama aynı zamanda sindire sindire okumamıştım sanırım
•İzgi karakterini gerçekten sevdim. Güçlü olması, hedefleri olması, kendi doğrularından kolay kolay vazgeçmemesi çok güzeldi. Ama sanırım onu asıl sevmemi sağlayan şey kusursuz olmamasıydı. Çünkü bazı yerlerde çok güçlü dururken bazı yerlerde duygularına yenildi, hata yaptı, çelişti, kararsız kaldı. Ve tam da bu yüzden gerçek hissettirdi. Her durumda doğruyu bulan ya da her şeyi mükemmel yöneten biri değildi; kırılan, yorulan ama yine de devam eden bir karakterdi. Onun bu tarafını okumaktan inanılmaz bir keyif aldım .
•Keskin ise… Ben bu adamı beklemiyordum. Gerçekten bayıldım. O kontrollü, sert ve mesafeli tarafının altında sakladıkları, özellikle İzgi söz konusu olduğunda değişen hâli inanılmazdıı. Aralarındaki çekim, gerilim, birbirlerine yaklaşırken bile tam güvenemeyişleri kitabın en sevdiğim taraflarından biri oldu. Sadece Keskin’in hislerinin biraz daha geçmişten beslenmesini, o duyguların altının biraz daha doldurulmasını isterdim çünkü potansiyeli çok yüksekti. Ama buna rağmen her sahnesini ayrı bir merakla okudum.
•En sevdiğim detaylardan biri de kitabın hiç kaybetmediği o yaklaşan kırılma hissiydi. Her sayfada sanki bir sır