"Boş ver... Her şey yolunda gidecek'' diyor Nicki, koltuğuna gömülüyor ve radyoyu açıyor. Arabanın içini Chopin'in bir Noc­turne'ü dolduruyor.
Sayfa 144·Kitabı okuyor
Kuşkular soruları, sorular başka soruları, cevaplar yeni soruları doğururdu.
Reklam
RENOİR. BRESSON. COCTEAU. TATI
Renoir? Bana çocukluğumdaki ileri kır karakollarını hatırlattığı için özellikle sevdiğim bir filmi var. Le Fleuve (Irmak) filmi. Oradaki şiir yazan kızı sevmem, ama yılanı arayan çocuğu severim. Ganj'a inen bayırları, verandaları, siestaları, bahçeleri severim. Filmdeki Hintlileri sevmem. Onları göstermenin bir anlamı yok. Her yerde rastlanılan o inceliği, nezaketi de sevmem. Renoir'de aşk çok yapmacıklıdır. La Règle du jeu (Oyunun Kuralı) benim gözümde buna, ağır aksak, ölçülü bir dansa dönüşen arzuya bir örnek. En iyi ihtimalle çehre değiştiriyor -galiba hizmetçiler de. Pek iyi hatırlamıyorum. Bresson? Cocteau? Bresson çok büyük bir yönetmen; gelmiş geçmiş yönetmenlerin en büyüklerinden biri. Pickpocket (Yankesici), Au Hasard Balthazar (Rastgele Balthazar) tek başına tüm bir sinemanın yerini doldurabilir. Cocteau'yu çok az tanırım. Onun hakkında pek söyleyebileceğim bir şey yok, çünkü hiç düşünmedim. Cocteau sanırım çok güzel, ama benden başkalarına göre. Bunlar daha sinemadan söz açar açmaz Cocteau'yu sevdiklerini anlarım. Tati? Kesinlikle hayranım. Bence dünyanın belki de en büyük sinemacısı. Playtime (Oyun vakti) akıl almaz bir filmdir; modern zaman üstüne çevrilmiş en büyük film. ''Kaybolan Zaman Peşinde'' düzlemine benzer bir düzlemde; öte yandan site ölçeğinde de ''halkın kendisi oynuyor'' diyebileceğimiz tek örnektir. Film sanırım bu yüzden iş yapmadı; halk bir soyutlamadır ve kaderine terk edilmiş kişinin hikâyesini her şeyden çok sever. Bununla birlikte, Tati bana Bresson'un filmlerindeki kadar kendi mekânımda olduğum duygusunu vermez. Benim için Bresson'un acıya kadar yolu vardır. Tati'nin sevince kadar. Ancak, kuşkusuz Tati benden, Bresson'a göre daha az şeyi alıp götürür, daha az şeyi sürükler. Şu tarz bir eliştiri başlatmamız gerekir: Filmden zaman dışı
Suat Hayri Ürgüplü (1903-1981). Şam’da doğdu. Son Osmanlı şeyhülislâmlarından Hayri Efendi’nin oğlu. Hukuk öğrenimi gördü. 1925-1929 arasında Türkiye ile Yunanistan arasında nüfus değişimini denetleyen komisyonda çalıştı. 1929-1932 arasında İstanbul’da hakimlik yaptı. 1935’te milletvekili seçildi. 1943-1946 arasında gümrük ve tekel bakanlığı görevinde bulundu. 1952-1961 arasında Bonn, Londra, Washington ve Madrid’le büyükelçilik yaptı. 1961 de senatör oldu ve 1965’te partilerüstü bir hükümet kurmakla görevlendirildi. Kabinesi aynı yıl yapılan seçimler tamamlanıncaya kadar görevde kaldı. 1972’de aynı görev kendisine bir kez daha verildi, ama kabinede değişiklik yapması istenince istifa etti. 1971’de siyasetten uzaklaştı.
Başı belaya giren kadınlar bekler, umar, bir otorite onlara yardım etsin isterler. Bunun da sinema ya da televizyonda izledikleri filmlerden kaynaklandığını düşünüyorum. Kahraman son anda yetişir, durumu kontrol altına alır, zor durumda olanları mutlak ölümden kurtarır ve diğer bütün ihtimaller ortadan kalkar. Sonra gözyaşları gelir, kucaklaşma ve bir sonraki filme geçmeden önce araya bir reklam kuşağı. Gerçek hayat böyle değildi. Şimdi sayısını hatırlayamadığım kadar çok hayatın sonlandığını gördüm, hepsinin de gözlerinde o umut vardı, kapıya bakıyor, son anda yetişecek olan kahramanlarını bekliyorlardı. Ama gelmiyordu o kahraman. Çünkü gerçek hayatta insanın kendisinden başka kahramanı yoktur.
Bizim yerler
"Nereye gidiyoruz?" diye soruyor Vinnie. "Benim kent dışında sakin bir yerim var. Oraya gidebiliriz ... Kimse rahatsız etmez, biz bize oluruz ..."
Sayfa 144·Kitabı okuyor
Reklam
Reklam