Puan vermedi·560 syf.··
2026 48. kitabı
Bir serinin daha sonuna geldik içim çok buruk onları çok özleyeceğim... Seri basıldığı ilk andan beri okuyorum ve gerçekten çok seviyorum. Özge'nin kalemi çok akıcı ve tüm kitaplarını neredeyse bir gün içerisinde bitiriyorum. Bu kitabı da bir gün içerisinde hatta birkaç saatte bitirdim. Spoi olmasın diye çok şey söylemek istemiyorum aslında. Sadece şunu diyebilirim ki sonu beni tatmin etti. Spoiler yemiştim evet ve saçma bulmuştum açıkcası ama okuduğumda gerçekten onlar için en iyi sonun bu olduğunu anladım. Çok mutlu olduğum yerler oldu, ağladığım yerler de oldu hatta her kitapta olduğu gibi şaşırdığım şeyler de oldu. Çok zekice ve ince detaylarla yazılmış bir kurgu gerçekten. Bronz'un günlüğü kısmında da aslında çoğunluğu seri boyunca okuduğumuz şeyler olmakla beraber Bronz'un yaşadıklarını, hissettiklerini okuduk. Günlüğü okurken seri gözümün önünden film şeridi gibi geçti hatta. Çok şey yaşadık çok kayıp verdik evet ama onlar için yazılan en doğru sona ulaştık. Ve son olarak Viran ve Balerin'in hikayesi de dikkatimi çok çekti. Onu da kesinlikle okuyacağım. Merakla bekliyorum.
Bronz 6Özge Naz · Guardian Yayınları · 20265 okunma
9/10
·296 syf.··
2026 5. kitabı
·
19 günde okudu
·
Okunma: 10 Haziran 2026 01:36
Son zamanlarda okuma isteksizliği döneminden çıkmakta güçlük çekiyorum. Bu kitapla bağ kurdum ve bitirdiğimde buruklaştım. Popülerliği yüzünden çoğumuzda önyargı oluştursa da bu kadar sevilmesi normal. Hayatımızın dönüm noktalarında verdiğimiz kararların farklı versiyonunu merak ederiz çoğu zaman. Keşkelerle, kendimizi suçlamalarla devam eder bu düşünceler. Acaba farklı yoldan gitsek büyük hayallerimizi yaşamak o kadar kusursuz olabilir miydi? Matt Haig Gece Yarısı Kütüphanesi
Edebiyat
Gece Yarısı KütüphanesiMatt Haig · Domingo Yayınevi · 202598,1bin okunma
Ne Kadar Kitap Kurdusun?
0-30p: Kontrollü okuyucu 📖 40-70p: Hafif bağımlı 👀 80p+: Geçmiş olsun, kitaplar seni ele geçirmiş 😅
8/10
·240 syf.··
2026 38. kitabı
·
13 saatte okudu
·
Okunma: 13 Haziran 2026 01:15
Mariana Çukuru kitabını elime alırken, beni bu kadar derinden sarsacak ve kelimelerimi kilitleyecek bir duygu fırtınasının içine düşeceğimi tahmin etmemiştim. Kitap beni daha ilk sayfalarından itibaren öyle bir yakaladı ki, bazı anlarda hıçkırarak ağlamamak için kendimi zor tuttum, boğazımda kocaman bir düğümle kalakaldım. Bu kadar yoğun bir empati kurmamın en büyük sebebi, hikayenin başlarında bir annenin oğlunu kaybettiğini sanmam oldu. Kendim de bir erkek çocuk annesi olduğum için, o hissin ağırlığı direkt göğsüme oturdu. Sonradan kaybın aslında bir kardeş kaybı olduğunu fark etsem de içimdeki o sızı hiç geçmedi. Yazarın acıyı, yası ve o derin çaresizliği tarif etme biçimi o kadar muazzam, o kadar yalın ve duruydu ki, sayfalar boyu o tarifsiz kederi karakterle birlikte birebir yaşadım. Özellikle bir sahnede, Paula'nın kardeşini hatırlatan bir tişörtte onun kokusunu aramaya çalışırken kurduğu, "Aslında bunda kokusu olmazdı, bir tişörte koku bırakamayacak kadar küçüktü" ifadesi beni adeta mahvetti. Ölümün o sarsıcı gerçekliği karşısında bir annenin, bir ablanın çaresizliğini; bir kokunun peşine düşecek kadar büyük bir tutunma çabasını bundan daha vurucu tasvir edemezdi herhalde. Kitabın adını aldığı o "Mariana Çukuru" metaforu, insanın kendi içindeki o zifiri, dipsiz karanlığı anlatmak için kelimenin tam anlamıyla kusursuz seçilmişti. Fakat bu ağır karanlığın içinde beni en çok etkileyen ve içimi ısıtan şey, Paula ile yaşlı Helmut’un yollarının kesişmesi oldu. İki farklı kuşağın, hayatları bir yerinden kırılmış iki insanın o küçücek karavan yolculuğunda birbirlerine yoldaş olmaları, adeta birbirlerinin yaralarına üfleyerek şifa olma süreçleri o kadar naif işlenmişti ki, kederin insanı yalnızlaştıran değil, aksine birleştiren evrensel gücünü hissettim. Kitapta beni
Mariana ÇukuruJasmin Schreiber · Yan Pasaj Yayınevi · 2024668 okunma
Çıban
Puan vermedi
Bazı kitaplar hikâye anlatır, bazılarıysa insanın zihninde uzun süre kapanmayan bir kapı aralar. Çıban ikinci türden bir roman. İlk bakışta teknoloji, yapay zekâ ve geleceğe dair bir kurgu okuyacağınızı düşündürüyor; fakat sayfalar ilerledikçe bunun çok daha derin bir mesele olduğunu fark ediyorsunuz. Romanın merkezinde aslında teknoloji değil; insanın sınır tanımayan kontrol arzusu, güce duyduğu açlık ve kendi karanlığıyla kurduğu ilişki yer alıyor. Birbirinden bağımsız görünen karakterler zamanla aynı yapının içinde birleşiyor ve her biri büyük resmin başka bir yüzünü gösteriyor. Serdar; başarıyı kusursuzlukla karıştıran, aklıyla yükselirken kendi iç dünyasına yabancılaşan bir karakter. Kurduğu düzenin hâkimi olduğunu sanırken, fark etmeden kendi zihninin labirentine sürükleniyor. Ezgi umut ve vicdanın temsilini taşırken, Deniz’in yükselme tutkusu insanın doyumsuz tarafını görünür kılıyor. Ayruk ise sistemle savaşırken kendi sınırlarını zorlayan bir adalet arayışını temsil ediyor. Ve sonra Bekir Amca çıkıyor karşımıza; sıradan görünen ama hikâyenin yönünü değiştiren o kırılma noktası gibi… Romanın güçlü taraflarından biri karakterlerini yargılamaması. Burada kimse bütünüyle masum ya da bütünüyle suçlu değil. Herkes kendi yarasının, kendi geçmişinin ve kendi gerekçelerinin içinde var oluyor. Bu yüzden okur karakterlerle her zaman aynı fikirde olmasa bile onları anlamaya başlıyor. Teknolojik gelişmenin özgürlük getirdiği düşüncesinin tersine, romanda ilerleme arttıkça baskı da büyüyor. Bilgi çoğaldıkça huzur değil; şüphe, yalnızlık ve çözülme hissi derinleşiyor. Hikâye bu yönüyle yalnızca bilim kurgu değil; psikolojik gerilim, toplumsal eleştiri ve felsefi sorgulamaları aynı zeminde buluşturuyor. Özellikle geçmiş medeniyetlere uzanan detaylar ve sistem eleştirisi,
ÇıbanFurkan Emre Aynur · Tilki Kitap · 202674 okunma
10/10
·232 syf.··
Beğendi
·
2026 53. kitabı
·
12 günde okudu
·
Okunma: 13 Haziran 2026 12:35
Üstad’ın bir kitabını daha okudum, çok şükür. Ancak bu eser, daha önce okuduklarımdan oldukça farklıydı. Kitap, Üstad’ın 1949-1951 yılları arasında Büyük Doğu dergisinde “Cemiyet” başlığı altında kaleme aldığı yazılardan oluşuyor. Ayrıca onun çeşitli şehirlerde gönüldaşlarına hitaben yaptığı kısa fakat tesirli konuşmaları da ihtiva ediyor. Bu eserde Üstad’ın nasıl bir dava şuuru taşıdığını, nasıl bir azim ve gayretle mücadele ettiğini ve her türlü zorluğa rağmen yolundan asla dönmediğini daha yakından görme imkânı buldum. Okurken kendimi bir “gönüldaş”gibi hissetmeden edemedim; sözlerini sanki doğrudan bana söylüyormuş gibi üzerime aldım. “Gönüldaş”kelimesinin manasını belki de ilk defa bu kadar derinden hissettim. Özellikle şu satırlar, anlatılmak isteneni tek başına özetlemeye yetiyor: “Belki onların kıvamlarını ve terazi âhenklerini denkleştirmek için lâzım olan son pirinç tanesi benim! Gideyim ve kendimi çuvallarının içine atayım!” Üstad’ın şu daveti ise gönüllere dokunuyor: “Gönüldaş! Gel! Kucağımız ve kalbimiz herkes için münhâl, bekliyoruz! … İsmin ve cisminle teşhis edemediğimize bakma; Müslümanlığınla teşhis ediyoruz. Gel; hem de koşa koşa gel!..” Velhasıl, okunmaya değer bir eser. Üstad’ı rahmetle yâd ediyor, bu satırları bize miras bıraktığı için şükran duyuyorum…
Büyük Doğu CemiyetiNecip Fazıl Kısakürek · Büyük Doğu Yayınları · 2009104 okunma
1984
Puan vermedi·352 syf.··
2026 38. kitabı
·
16 saatte okudu
·
Okunma: 13 Haziran 2026 12:28
**"Belki de insanın sevilmekten çok anlaşılmaya ihtiyacı vardı." Kitabın o tüyler ürperten, insanı derin bir sessizliğe gömen son cümlesini okuyup kapağı kapattığınızda, kendi dünyanıza bakıp şu soruyu sormaktan kendinizi alamıyorsunuz: Bugün bizim dünyamızda Büyük Birader kim ve biz farkında olmadan hangi yalanları "gerçek" olarak kabul ediyoruz? 1984, sadece bir kez okunup rafa kaldırılacak bir kitap değil; her dönem açılıp altı çizilerek yeniden idrak edilmesi gereken bir başyapıt.**
Düşünce
1984George Orwell · Can Yayınları · 2023200bin okunma