Sonunda amaca ulaşılmış, savaş kazanılmıştı; bu elit kişilerle başa çıkmak, onları egzersizlerle yormak, gözü yukarıda olanları dizginlemek, kararsızları kendi safına çekmek, büyüklük taslayanlara gücünü benimsetmek az buz çaba gerektirmemişti; ama iş başarılmış, oyuncu köyündeki aday öğrenciler magisterlerini benimseyip ona boyun eğmişler, sanki işin sırrı eklenecek son bir damla yağdaymış gibi bir anda her şey kolaylaşmıştı.
Bir oda, yerde bir mum, perdeler indirilmiş;
Yerde çıplak bir gömlek; korkusundan dirilmiş.
Sütbeyaz duvarlarda çivilerin gölgesi
Artık ne bir çıtırtı ne de bir ayak sesi…
Yatıyor yatağında dimdik, upuzun, ölü;
Üstü, boynuna kadar bir çarşafla örtülü.
Bezin üstünde ayak parmaklarının izi;
Mum alevinden sarı, baygın ve donuk benzi.
Son nefesle göğsü boş, eli uzanmış yana;
Gözleri renkli bir cam; mıhlı ahşap tavana.
Sarkık dudaklarının ucunda bir çizgi var;
Küçük bir çizgi, küçük, titreyen bir an kadar.
Sarkık dudaklarında asılı titrek bir an;
Belli ki, birdenbire gitmiş çırpınamadan.
Bu benim kendi ölüm, bu benim kendi ölüm;
Bana geldiği zaman, böyle gelecek ölüm.